<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitapları &#8211; Sıddık Naci Eren</title>
	<atom:link href="https://www.siddiknacieren.com/kategori/kitaplari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.siddiknacieren.com</link>
	<description>Sıddık Naci Eren Efendi Hazretleri Hakkında Bilgiler</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Jul 2024 16:41:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>

<image>
	<url>https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/03/cropped-siddik-naci-eren-favicon-32x32.jpg</url>
	<title>Kitapları &#8211; Sıddık Naci Eren</title>
	<link>https://www.siddiknacieren.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tefekkür Etmenin Faziletleri</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/tefekkur-etmenin-faziletleri/3620/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör1]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2024 16:30:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=3620</guid>

					<description><![CDATA[&#160; TEFEKKÜR ETMENİN FAZİLETLERİ Ey aziz! Erenler demişlerdir ki: Cenâb-ı Hak&#8217;kın, göz kamaştıran, akıllara hayret veren şu güzel sanat eserleri O, yüksek sanatkârı ve onun büyük kudretini bize öğretmeye yeterlidir. Âyet: Onlar (salim akıl sahipleri öyle insanlardır ki) ayakta, oturarak ve yatarak Allah&#8217;ı anarlar ve göklerin, yerin yaradılışı hakkında inceden inceye düşünürler (imal-ı fikr ederler ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div class="message-snippet message-snippet__expand is-read is-dark Theme Theme_root_ps-dark Theme_color_ps-dark" data-mid="186617909559183555" aria-label="YOAI_ReactMessageView">
<div class="message-content">
<div class="message-body-layout Theme Theme_root_ps-dark Theme_color_ps-dark" aria-label="YOAI_ReactMessageBody">
<div class="message-body-wrapper message-body-wrapper_is-dark">
<div class="MessageBody_body_pmf3j message-body index_wrapper_TzjQf">
<div><span data-processor-id="979">TEFEKKÜR ETMENİN </span>FAZİLETLERİ</div>
<div></div>
<div><span data-processor-id="980">Ey aziz! Erenler demişlerdir ki: Cenâb-ı Hak&#8217;kın, göz kamaştıran, akıllara hayret veren şu güzel sanat eserleri O, yüksek sanatkârı ve onun büyük kudretini bize öğretmeye yeterlidir.</span></div>
<div><span data-processor-id="981">Âyet:</span></div>
<div><span data-processor-id="982">Onlar (salim akıl sahipleri öyle insanlardır ki) ayakta, oturarak ve yatarak Allah&#8217;ı anarlar ve</span></div>
<div><span data-processor-id="983">göklerin, yerin yaradılışı hakkında inceden inceye</span></div>
<div>düşünürler (imal-ı fikr ederler ve şöyle derler): Ey  Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen (bundan) pâk ve münezzehsin. Bizi ateştin azabından koru.</div>
<div>
<div><span data-processor-id="984">   Muhakkak ki, düşünen bir kavim için burda birçok âyetler (bu kâinatta Allah&#8217;ın varlığını ispata yeter pek çok deliller) vardır.</span></div>
<div><span data-processor-id="985"> </span></div>
<div><span data-processor-id="986">   İdrâk ve düşünme yolu ile kalbi koruma usulünü bildirir.</span></div>
<div><span data-processor-id="987"> </span></div>
<div><span data-processor-id="988">Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki:</span></div>
<div><span data-processor-id="989"> </span></div>
<div><span data-processor-id="990">   Allah&#8217;ın şu akıl alıcı sonsuz eserleri üzerinde düşünmek, onun azamet ve kudretini idrak ettirir. Bu hususta birçok âyetler ve hadîsler vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.):</span></div>
<div><span data-processor-id="991">&#8220;Bir saat düşünmek, bir yıl ibadetten hayırlıdır.&#8221;</span></div>
<div><span data-processor-id="992">&#8220;Kalbi, Allah fikriyle dolu olanın yardımcısı yine Allah&#8217;tır.&#8221;</span></div>
<div><span data-processor-id="993">&#8220;Yaratıklar üzerinde düşünün, fakat Allah&#8217;ın zâtı üzerinde düşünmeyin. Çünkü, O&#8217;nu idrâktan âcizsiniz” buyurmuşlardır.</span></div>
<div><span data-processor-id="994">Az tefekkür (düşünmek) çok ibadet gibidir. Tefekkür gibi ibadet yoktur. Allah&#8217;ın zatını düşünen sapık, kudret ve hikmetini düşünen sıddık olur. Akıl, iyi ve kötülüğü (hayır ile şerri) düşünme ile </span>ayırır. Tefekkür, kalbi marifete hazırlar, onu gaflet denizinde batmaktan kurtarır. Tefekkür, eşyanın hakikatini aksettiren bir ayna, mana inceliklerini ayıran bir terazi, hikmetlerin kaynağı, marifet cevherinin madenidir. Tefekkür, hatıraların akışını, fikirlerin parlayışını sağlar. Tefekkürün sonucu, Allah&#8217;ın sıfatlarını sevmek, onu bilmektir (marifetullah). Meclislerin en şereflisi, tefekkür içinde geçen oturuşlardır.</div>
</div>
<div>
<div><span data-processor-id="995"> </span></div>
<div><span data-processor-id="996">Ey aziz! Ehlullah demişlerdir ki:</span></div>
<div><span data-processor-id="997"> </span></div>
<div><span data-processor-id="998">Hatıralar iki şekilde zihne gelir, kalbe doğar:</span></div>
<div><span data-processor-id="999">1- Doğrudan doğruya Allah&#8217;tan vasıtasız olarak. Bunlar, düşünme ve ibadet sonunda doğar, hayra, hidâyete götürür.</span></div>
<div><span data-processor-id="1000">2- Melek, şeytan, tabiat vasıtasıyla. Melekle gelen de hayra götürür, fakat şeytandan gelen vesveseli, tereddütlü ve şerlidir. Eğer tabiattan gelirse nefse ve şehvete meylettirir, şerre götürür. Ve bu hal ancak Allah&#8217;ın zikriyle zayıflar.</span></div>
<div><span data-processor-id="1001">Kalbe gelen, zihne doğan fikir ve hatıralara bakarsın, şeriata uygunsa hayırlıdır. Yahut salih insanlardan sorarsın, hayırlı derse hayırlı, şerli derse şerdir. Veyahut nefse arz edersin eğer nefis, hak korkusuyla ondan çekiniyorsa hayırlı, nefsin meyli şiddetliyse şerdir. Allah adı, bir ateştir ki onu tekrarlayanların kalplerindeki bütün kötülükleri yakar, siler, süpürür. Allah ismi azamdır, bütün  sifat</span>ların toplamıdır. Bu isim, kuruntuları yok eder,  zihinleri söndürür, çağıranın yardımcısı, ona yaklaşma vasıtasıdır. Allah, kulunu bilir, ona kan damarından yakındır. Allah&#8217;ı seven, masivayı (Allah&#8217;tan gayrisi) unutur. Allah yoluna giden onu çabuk bulur, onun ipine sarılan çabuk kurtulur, himayesine giren korunur.</div>
</div>
<div><span data-processor-id="1002"> </span></div>
<div><span data-processor-id="1003">Kaynaklar :</span></div>
<div></div>
<div>
<div><span data-processor-id="1004"> 1- Sıddık Naci Eren</span>   Tarikatların İç Yüzü   syf. 132, 133, 134</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hesap ve Kitap Günü Ehl-i Cennet, Cennete; Ehl-i Cehennem, Cehenneme girer</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/hesap-ve-kitap-gunu-ehl-i-cennet-cennete-ehl-i-cehennem-cehenneme-girer/1779/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:36:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1779</guid>

					<description><![CDATA[Resûl-i Ekrem: “Allah Teâlâ, kıyamet günü hüküm ve kazâ kürsüsünden tecellî ederek teker teker ve her şeyden olmak üzere bütün halkı hesaba çekecektir.” buyurdu. Allah Teâlâ Cennet ehline, kötü düşünce ve yaramaz huylar- dan temizleyici “Şarâb-ı Tâhura” içirir. Bu Şarâb-ı Tâhûra’dan içmek şöyle olur: Cennetin kapısında bir ağaç vardır. Dibinden iki su çıkar. Bir kimse [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Resûl-i Ekrem: <em>“Allah Teâlâ, kıyamet günü hüküm ve kazâ kürsüsünden tecellî ederek teker teker ve her şeyden olmak üzere bütün halkı hesaba çekecektir.” </em>buyurdu.</p>
<p>Allah Teâlâ Cennet ehline, kötü düşünce ve yaramaz huylar- dan temizleyici <strong>“Şarâb-ı Tâhura” </strong>içirir. Bu Şarâb-ı Tâhûra’dan içmek şöyle olur:</p>
<p>Cennetin kapısında bir ağaç vardır. Dibinden iki su çıkar. Bir kimse sıratı geçip o iki suya doğru gidince, önce bir pınara varır. Orada yıkanır, o zaman kokusu miskten güzel ve boyu ise Âdem -aleyhisselâm-’ın boyu kadar, yani otuz metre olur. Cennette bulunan erkek ve kadınların yaşı, İsâ -aleyhisselâm-’ın yaşı kadar, yani otuz üç yaş olur. Küçüklerin yaşı otuz üçe yükselir, ihtiyar ve yaşlı olanların yaşı otuz üçe iner.</p>
<p>Cennette bulunan erkek ve hanımların güzelliği, Yâkup (a.s.)’ın oğlu Yûsuf (a.s.)’ın güzelliği gibidir. Sonra diğer pınardan içip, kal- bindeki kıskançlık, gam, gussa, hüzün ve keder gider. Allah Teâlâ, içtiği su sebebiyle kalbini temizler. Cennette olanların dili yani konuşması, Muhammed -aleyhisselâm-’ın dili üzere Arabî olur. Sonra o pınardan Cennet kapısına vardıklarında, Cennet melekleri onlara:</p>
<p>“-Pâk ve temiz oldunuz mu?” derler. Hepsi birden:</p>
<p>“-Evet, pâk ve temiz olduk.” derler. Cennet melekleri onlara:</p>
<p>“-Sonsuz kalmak üzere Cennete giriniz!” derler.</p>
<p>Ve Cennette sonsuz kalacaklarını ve bir daha çıkmayacaklarını, daha Cennete girmeden kendilerine müjdeler. Cennet kapısından giren kimsenin dünya amelini yazan Kirâmen Kâtibîn melekleri de yanında olup, ayrıca yanlarında kırmızı yakuttan yaratılmış bir at bulunan melek de vardır. O atın dizginleri kırmızı yakuttandır.</p>
<p>O atın üzerinde bir eyer vardır ki, önü ve arkası inci ve yakuttan, iki tarafı altın ve gümüştendir. O meleğin yanında yetmiş kat hülle vardır. Bu hülleleri Cennet kapısında o kimseye giydirirler. Başına taç koyarlar. O kimsenin beraberinde sedef içindeki inci gibi, binlerce hizmetçi vardır. O melek kendisine:</p>
<p>“-Senin için Allah Teâlâ’nın daha nice nimetleri vardır!” buyurur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahşer halkının hesaba çekilişi</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/mahser-halkinin-hesaba-cekilisi/1760/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 09:05:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1760</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230; &#160; Bilmiş ol ki, Allah Teâlâ insanları mahşer yerine toplar, herkese amel defterini verir, orada hesaplarını görür ve ondan sonra teraziyi ortaya getirir. Kimseye zerre miktarı haksızlık olmaz. Nitekim âyet-i celilede: “Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230;</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bilmiş ol ki, Allah Teâlâ insanları mahşer yerine toplar, herkese amel defterini verir, orada hesaplarını görür ve ondan sonra teraziyi ortaya getirir. Kimseye zerre miktarı haksızlık olmaz. Nitekim âyet-i celilede:</p>
<p><strong>“Bugün</strong> <strong>herkese</strong> <strong>kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çarçabuk görendir.” </strong>(el- Mü’min Sûresi, 17) buyurmuştur.</p>
<p>Bazılarına göre, bütün insanların hesabını Allah Teâlâ bir anda görür, hatta herkes yalnız kendisinin hesapta olduğunu sanır. Bununla beraber ilk hesaba çekilecek, Resûl-i Ekrem’in ümmetidir.</p>
<p>Nitekim Resûl-i Ekrem: <em>“Dünyaya en son gelen ve kıyamette ilk hesaba çekilecek olan, benim ümmetimdir.” </em>buyurmuştur.</p>
<p>Nakledildiğine göre, kıyamet günü Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Muhammed Aleyhisselâm’a söyleyin, ümmetinin yanında bulunsun, zira onların hesabını göreceğim!” buyurur.</p>
<p>Cebrail -aleyhisselâm- durumu haber verir. Resûl-i Ekrem hazır bulunur. Hesap vereceğini duyan ümmetinin ihtiyarları dizüstü, gençler ise yüzüstü yerlere kapanırlar ve:</p>
<p>“-Aman ya Muhammed! Bize şefaat eyle!” diye bağırırlar.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab,</em> <em>ümmetim</em> <em>zayıftır,</em> <em>onlar</em> <em>benden</em> <em>sonra</em> <em>öksüz</em> <em>kaldılar.</em> <em>Senin cemâl ve merhametine müştâktırlar. Ben senden nefsimi, âilemi, kızımı ve torunlarımı değil, ümmetimi istiyorum. Biz fedâ olalım da onları bağışla.</em></p>
<p><em>Yâ Rab! Ümmetim olmadan senden Burak, Havz, Makam-ı Mahmûd ve Cennet gibi hiçbir şey istemem. Eğer ümmetime azap edeceksen, ben, taat ve ibadetimi onlara veriyorum.” </em>der.</p>
<p>Resûl-i Ekrem’in bu münâcaâtı karşısında bütün melekler de heyecana gelerek ağlaşırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Habîbim! Sen nasıl istersen ben de ümmetine öyle muâmele ederim.” buyurur.</p>
<p>Allâh’ın izniyle Resûl-i Ekrem, terazinin gözüne yapışır. Bundan sonra rahmet hazinelerinden «Lâ ilâhe illâllah» yazılı bir kâğıt parçası çıkar. Resûl-i Ekrem bunu terazinin bir gözüne kor ve bu sûretle ümmetinin sevapları günahlarından ağır gelir. Sonra da dilediği gibi ümmetine şefaat eder ve şefaati makbul olur. Nitekim âyet-i celilede:</p>
<p><strong>“Pek yakında Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.” </strong>(ed-Duhâ Sûresi, 5) buyrulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kûtü’l-Kulûb”de anlatıldığına göre, kıyamet günü Allah Teâlâ peygamberlere:</p>
<p>“-Ümmetlerinizle beraber hesap olunacak ve onların yanında bulunacaksınız!” buyurur. Resûl-i Ekrem’ine:</p>
<p>“-Sen onların yanında bulunma, ben onların hesabını kolayca bitiririm!” buyurur.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab,</em> <em>ümmetimin</em> <em>hesabını</em> <em>bana ver, onların hallerini benden başka kimse bilmesin.” </em>der.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Sen şefkatli bir peygamber olarak ümmetinin hesabını başkasının bilmemesini istiyorsun. Hâlbuki ben merhamet edicilerin en çok merhamet edicisi bir Allah olarak onların hesaplarını sana da bildirmek istemem. Zira onlar senden de utanırlar.” buyurur.</p>
<p>Yine nakledildiğine göre, kıyamet günü olunca, Allah Teâlâ: “-Nerede her hâl ü kârda bana şükredenler?” diye çağırır.</p>
<p>Bu dâvet üzerine gelen bir cemaat, hesapsız ve kitapsız olarak Cennete girer.</p>
<p>Yine Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Nerede beni zikirden başka bir şey ile meşgul olmayanlar?” diye seslenir. Yine bir cemaat gelerek doğruca Cennete giderler.</p>
<p>Yine Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Nerede insanlar uyurken geceleri ibadet edenler?” diye çağırır. Yine bir cemaat gelip onlar da cennete girer ve ondan sonra hesap başlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit paylaştık&#8230;</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in mahşer halkına şefaati</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/resul-i-ekrem-s-a-v-in-mahser-halkina-sefaati/1757/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 09:02:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1757</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230; &#160; Keşşaf’ta nakledildiğine göre, Resûl-i Ekrem: “&#8211;Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir.” buyurdu. Hatta bazılarına göre, büyük günah sahiplerine Resûl-i Ekrem, küçük günah sahiplerine de melekler şefaat ederler. Resûl-i Ekrem’in şefaatleri; bir kısmını hesapsız Cennete koymak için, bir kısmı Cehennemi hak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230;</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Keşşaf’ta nakledildiğine göre, Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“<strong>&#8211;</strong>Şefaatim, ümmetimden </em><em>büyük günah sahipleri içindir.” </em>buyurdu. Hatta bazılarına göre, büyük günah sahiplerine Resûl-i Ekrem, küçük günah sahiplerine de melekler şefaat ederler.</p>
<p>Resûl-i Ekrem’in şefaatleri; bir kısmını hesapsız Cennete koymak için, bir kısmı Cehennemi hak ettiği halde girmemek için, diğer bir kısmı da cezasını tamamlamadan Cehennemden çıkması için, diğer bir kısmına da Cennette yüksek derece almak için, bir diğerine de Allah katında daha üstün mevki kazandırmak için şefaat eder.</p>
<p>Ayrıca Resûl-i Ekrem’in şefaati yedi yerdedir:</p>
<p><strong>Birincisi;</strong> Makam-ı Mahmûd şefaatidir ki, bütün mahşer halkına şâmildir. Bu şefaat sayesinde hesapları görülmeye başlanacak ve peygamberlere de şefaat kapısı açılacaktır.</p>
<p><strong>İkincisi;</strong> iyilik ve kötülüğü beraber, yani müsâvî olanlaradır. Onlara da şefaat edip Cennete girmelerini sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Üçüncüsü;</strong> Cehennemde yanması gereken bazı mü’minlere şefaat edip Cehenneme koydurmadan Cennete girmelerini temindir.</p>
<p><strong>Dördüncüsü;</strong> İbn Abbas (r.a.)’m rivayetinde, Resûl-i Ekrem’in buyurduğu gibi: <em>“Her peygamberin bir makamı var, benim makamım en üstün olduğu halde ben orada durmadan ümmetim arasına karışır, arkada kalıp Cehenneme giren olmasın diye araştırırım. Bunların bir kısmı benim şefaatim, bir kısmı da Allah Teâlâ’nın rahmetiyle Cennete girerler.”</em></p>
<p><strong>Beşincisi;</strong> Cennette daha üstün mertebe almak için.</p>
<p><strong>Altıncısı;</strong> bütün mü’minlerin, Resûl-i Ekrem’in Allah’tan müsaade dilemesiyle cennete girmiş olmalarıdır.</p>
<p><strong>Yedincisi de;</strong> büyük günah sahiplerinin şefaatidir. Allah bizleri de şefaatinden mahrum etmesin. Âmin.</p>
<p>Keşşaf’ta nakledildiğine göre, bir gün Resûl-i Ekrem’e, Muaz İbn Cebel:</p>
<p><strong>“Sûr’a üfürüldüğü gün, hepiniz bölük bölük Allâh’a gelirsiniz.” </strong>(en-Nebe’ Sûresi, 18) âyetinin mânâsından sordu ve açıklanmasını istedi.</p>
<p>Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Muâz!</em> <em>Bunu</em> <em>senden</em> <em>önce</em> <em>kimse sormadı.” </em>diyerek ağladı ve buyurdu ki:</p>
<p><em>“-Kıyamet günü insanlar on bölük ve on kafile hâlinde haşrolurlar. Bunlardan bir kısmı kulaksız ve bir kısmı dilsiz olarak mahşer yerine gelir. Bazılarının ağzından kan, irin akarken, diğer bazılarının da el ve ayakları kesik olur. Diğer bir kısmı da ateşten ağaçlara asılı ve bir kısmı da mahşer halkını rahatsız edecek şekilde pis kokulu olarak mahşer yerine gelir. Diğer bir kısmına da ateşten cübbeler giydirilir.</em></p>
<p><em>Maymun sûretinde olanlar, koğuculuk yapanlardır. Hınzır sûretinde olanlar haram yiyenlerdir. Başı üstü sürünenler, ribâ (faiz) yiyenlerdir. Körler, hüküm verirken halka haksızlık edenlerdir. Dilsiz ve sağır olanlar, amellerini beğenenlerdir. Dilleri göğüslerine sarkık olanlar, amelleri sözlerine uymayan âlimlerdir. El ve ayakları kesik olanlar, komşularını incitenlerdir. Ateşten ağaçlarda asılı olanlar, halkı hükümdarlara ispiyon edenlerdir. Pis kokulu olarak gelenler, içki içip zinâ eden ve zekâtlarını vermeyenlerdir. Katran</em><em>dan cübbeler giyenler de insanlara karşı böbürlenip kibirlenenlerdir. Allah hepsinden korusun.”</em></p>
<p>Nakledildiğine göre, kıyamet günü ihlâs ile şirk Allah Teâlâ’nın huzuruna getirilir ve Allah Teâlâ, ihlâsa:</p>
<p><em>“-Adamlarını al, Cennete götür!”; </em>şirke de:</p>
<p><em>“-Adamlarını</em> <em>al, Cehenneme götür!” </em>buyurur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit paylaştık&#8230;</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanların kabirden kalkıp mahşer yerine varışı ve sırattan yıldırım gibi geçmeleri</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/insanlarin-kabirden-kalkip-mahser-yerine-varisi-ve-sirattan-yildirim-gibi-gecmeleri/1754/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 08:56:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1754</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230; &#160; Ey kardeşim! Kabir hayatı sona erip de herkes kabrinden doğrulup kalkınca herkesin suratı başka başka olur. İşte bu esnada cennete gidecek olan mü’minler, İsrafil (a.s.)’ın sûra üfürüşünü işitip uykudan uyanır gibi uyanırlar. Görürler ki, melekler ellerinde altından taçlar ve ipek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230;</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey kardeşim! Kabir hayatı sona erip de herkes kabrinden doğrulup kalkınca herkesin suratı başka başka olur. İşte bu esnada cennete gidecek olan mü’minler, İsrafil (a.s.)’ın sûra üfürüşünü işitip uykudan uyanır gibi uyanırlar. Görürler ki, melekler ellerinde altından taçlar ve ipek hülleler tutmaktadırlar, onları beklerler. Burakları hazırlanmıştır, eğerlidirler. Eğerleri nûrdan, yelekleri misktendir. Melekler derler ki:</p>
<p>Ey mü’minler! Bu gün mahşer günüdür. İşte taçlar, işte Buraklar, işte hülleler&#8230; Buraklara binin, taçları giyin, hülleleri arkanıza alın.</p>
<p>Bugün Allah Teâlâ, kadı ve hâkim olmuştur. Muhammed Mustafa (s.a.v.) de şefaatçidir. Allah Teâlâ’nın adalet terazisi kurulmuştur. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in alemi (sancağı) yerinde kurulmuş ve dikilmiştir. Mü’minler o sancağın altında toplanmışlardır.</p>
<p>Mü’minleri Burak’a bindirirler. Önlerinde, sağlarında sollarında, arkalarında melekler tekbir ve salavât getirirler. Mü’minler de tekbir ve salavât getirirler. Bu vaziyette mü’minler mahşer yerine sevk olunurlar. Mahşerde hazır olanlar, bunları gördüklerine derler ki:</p>
<p>“-Bunlar kimlerdir?” Melekler de derler ki:</p>
<p>“-Bunlar ümmet-i Muhammed’in sâlih kavmidir. Bunlar dünyada iken Allah Teâlâ’nın emirlerini tamamıyla yerine getirmişlerdir. Allah Teâlâ’nın yasakladığı haramlardan daima kaçınırlardı. Dünyada iken gâye ve maksatları, Allah Teâlâ’nın kendilerinden hoşnut ve râzı olması idi. Gece ve gündüz çalışmaları ve didinmeleri bunun üzerine olduğu için şimdi Hak Teâlâ Hazretleri kendilerinden râzı oldu. Kendilerine bu nimetleri ihsan etti. Ve onlara bu izzeti, ululuğu münasip gördü. Bunların esas ululuğu ve sürûrları cennettedir.</p>
<p>Bunlar mahşer yerine varınca, evliyânın ve enbiyânın varacağı yer olan mahşer yerinin sağ tarafından varır dururlar. Bunlar mîzan terazisine geldiklerinde, <strong>“Lâ ilâhe illâllah” </strong>derlerdi. O sebeple onlar bu rütbelere eriştiler. Bunların mîzânlarında sevap kefesi ağır geldiği için Hak Teâlâ, bunları cennetine buyur eder. Sıratı süratle geçip cennetteki makamlarına vâsıl olurlar. Bunlar sırat üzerine ayaklarını koydukları zaman cehennem şöyle seslenir:</p>
<p>“-Çabuk geçin ey mü’minler! Sizin nûrunuz benim ateşimi söndürecek. Bunlar sıratı yıldırım misali süratle geçerler. Varırlar, cennetteki saraylarına girerler. Her saray bir ak inciden yapılmıştır. O saraylarda zevk u safa içinde yaşarlar. Bunların içinde öyle hak dostları vardır ki, kıyametin ne zaman ve nasıl koptuğunu fark edemezler. Sorgu, suâl, hesap ve azâbı bilmez ve görmezler. İsrafil (a.s.)’ın sûrunu işitir işitmez kabirlerinden kalkarlar, kanatlı atlara binerler, kuş gibi uçup cennete dâhil oluverirler. Mahşer yerini görmezler, bilmezler ve oraya uğramazlar. Melekler bunları görürler ki, bir bölük insan yeşil kanatlı atlara binmiş, kuş gibi uçarak cennete gitmektedir. Hiç sırata ve hesaba uğradıkları yok.</p>
<p>Melekler derler ki:</p>
<p>“-Nereye gidersiniz?” “-Cennete gideriz.”</p>
<p>“-Dönün gerisin geriye. Mahşer yerine varın. Sorgu ve suale tâbi tutulmanız lâzım.”</p>
<p>“-Bize ne verdiniz ki, bizden sual edersiniz. Bize dünyada verilen malları gerisin geriye Allah Teâlâ’nın rızâsı için fukaraya tasadduk ettik. Dünyaya üryan geldik ve yine üryan gittik. Bizden sonra zürriyetlerimize dünyalık miras bırakmadık.”</p>
<p>“-Siz hangi kavimsiniz?”</p>
<p>“-Biz ümmet-i Muhammed’deniz. Bu bindiğimiz atlar, cennetten geldi. Bizi yine cennete alıp giderler.”</p>
<p>Bu konuşma devam ederken bir nidâ gelir:</p>
<p>“-Bırakın onları. Onlar dünyada iken benden gayrisiyle aslâ meşgul olmadılar.”</p>
<p>Melekler de derler ki:</p>
<p>“-Gidin, şimdi cennet sizlerindir. Cennette Allah Teâlâ’nın dî- dârını (yani cemâlini) görmek sizindir.”</p>
<p>Muhaddisler demişler ki, cennet sekiz tabakadır. En güzel ve en üstünü “Cennet-i Adn” ve “Cennet-i Firdevs”dir. Ona herkes giremez, ancak üç taife girer;</p>
<ul>
<li>Peygamberler.</li>
<li>Evliyâlar.</li>
<li>Şehidler.</li>
</ul>
<p>Bu Adn Cennetinde ak kâfurdan bir dağ vardır. Hak Teâlâ, mü’minlere ve cennet ehline orada tecellî eder. Orada bütün peygamberler, evliyâlar, şehidler, îmân ehli olan cennetlikler, her kişi makamına göre; haftada, on beş günde, ayda, senede Cenâb-ı Hakk’ın cemâlini müşâhede edip görürler.</p>
<p>Allah Teâlâ, bunca nimetlerden sonra cennet ehline buyurur ki: “-Ben sizden râzıyım ey mü’minler, siz de benden râzı mısınız?” (Bunun mânâsı, gönlünüz hoş mudur, demektir.)</p>
<p>Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>“Hak Teâlâ, Cennet ehline nidâ edip buyurur ki:</em></p>
<p><em>«-Ey cennet ehli, benden râzı oldunuz mu?” Onlar derler ki:</em></p>
<p><em>“-Râzı olmayacak ne var yâ Rabbi, hakikaten kimseye verme- diklerini bize verdin.”</em></p>
<p><em>Hak</em> <em>Teâlâ buyurur ki:</em></p>
<p><em>“-Bunlardan</em> <em>daha</em> <em>güzellerini</em> <em>size vereyim mi?” Cennet ehli derler ki:</em></p>
<p><em>“-Bunlardan</em> <em>daha</em> <em>güzel</em> <em>olup</em> <em>da</em> <em>bize</em> <em>vereceğin</em> <em>nedir</em> <em>yâ</em> <em>Rabbi?”</em> <em>Hak Teâlâ Hazretleri buyurur ki:</em></p>
<p><em>“-Sizin</em> <em>üzerinize</em> <em>rızâmı</em> <em>indiririm.</em> <em>Sonsuzluğa</em> <em>kadar</em> <em>bu</em> <em>hal</em> <em>üze</em><em>re devam eder.”</em></p>
<p>O ta’zim ve hürmetler sana neden ötürüdür bilir misin? Şu sebepten dolayıdır ki; sen dünyada iken Allah Teâlâ’ya mutî oldun. Bir kimse ona mutî olsa, Resûlü’ne uyup evliyaya muhabbet eylese, Allah Teâlâ’nın rahmetine lâyık olur.</p>
<p>Allah Teâlâ, Kâbe’de mahşer yerine gelerek, Resûl-i Ekrem’e:</p>
<p>“-Ya Muhammed, beni ziyarete gelmeyenlere sen şefaat et!</p>
<p>Beni ziyarete gelenlere de ben şefaat edeyim!” der.</p>
<p>Kûtü’l-Kulûb’de anlatıldığına göre, Resûl-i Ekrem demiştir ki:</p>
<p><em>“Her yıl en az beş yüz bin kişinin Kâbe’yi tavaf etmelerini Allah Teâlâ vaat etmiştir. Şayet sayı aşağı düşerse, Allah Teâlâ bunu meleklerle tamamlar. Kıyamet günü hacılar Kâbe’ye sarılır, Kâbe </em><em>sıratı</em> <em>geçer</em> <em>ve</em> <em>onlar</em> <em>da</em> <em>böylece</em> <em>karşıya</em> <em>geçmiş</em> <em>ve</em> <em>Cennete</em> <em>girmiş</em> <em>olurlar.”</em></p>
<p>Mücâhid’in anlattığına göre, Resûl-i Ekrem, Arş’ın üzerinde ve en üstün yerinde oturur. Diğerleri ondan aşağı yerlerde otururlar. Nitekim Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Ben kıyamet günü insanların efendisiyim. Ben, benden başka kimsenin oturamayacağı bir makamda otururum.” </em>buyurmuştur.</p>
<p>Allâh’a şükürler olsun ki, dünya ve âhirette kimseye nasip etmediği en üstün makamı kendisine verdiği bir peygambere bizi ümmet kılmıştır. Resûlün yüzü suyu hürmetine bizi de bağışla, Allâh’ım.</p>
<p><em>“-Bugün</em> <em>ne</em> <em>kadar</em> <em>şefaat</em> <em>etmek</em> <em>istersen</em> <em>iste,</em> <em>ben</em> <em>kerem</em> <em>sahibi bir padişahım, sen râzı oluncaya kadar sana vereceğim!” </em>buyurur.</p>
<p>Ebû’d-Derdâ (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Kıyamet</em> <em>günü</em> <em>mahşer</em> <em>halkı</em> <em>arasında</em> <em>ben</em> <em>ümmetimi</em> <em>tanırım.” </em>buyurdu.</p>
<p>Ashâb:</p>
<p>“-Nasıl tanıyabilirsin?” diye sordular. Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Çünkü</em> <em>benim</em> <em>ümmetimin</em> <em>abdest</em> <em>azâları</em> <em>nûrludur,</em> <em>parlar,</em> <em>hal-</em> <em>buki diğer peygamberlerin ümmetleri böyle değildir.” </em>buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit paylaştık…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hak Teâlâ’nın Cennette Verdiği Nimetler</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/hak-tealanin-cennette-verdigi-nimetler/1747/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 12:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1747</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit… &#160; Hak Teâlâ’nın cennet ehline verdiği nimetler, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetlerdir. “Allah Teâlâ’nın cennette mü’minlere ihsan edeceği nimetleri gözler görmedi, kulaklar işitmedi, hiçbir beşerin hatırından geçmedi.” Cennetin o güzel kokuları, cennet ehlinin burnuna kırk yıllık yoldan gelir. Dünyanın en iyi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hak Teâlâ’nın cennet ehline verdiği nimetler, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği nimetlerdir.</p>
<p><em>“Allah</em> <em>Teâlâ’nın</em> <em>cennette</em> <em>mü’minlere</em> <em>ihsan</em> <em>edeceği</em> <em>nimetleri</em> <em>göz</em><em>ler</em> <em>görmedi,</em> <em>kulaklar</em> <em>işitmedi,</em> <em>hiçbir</em> <em>beşerin</em> <em>hatırından</em> <em>geçmedi.”</em></p>
<p>Cennetin o güzel kokuları, cennet ehlinin burnuna kırk yıllık yoldan gelir. Dünyanın en iyi kokusu bile bir saatlik yola dahî gelmez. Lâkin cennetin kokuları öyle değildir. Dünyadaki bütün kokuları bir araya toplasalar, yine de cennetinkine nazaran bir hiçtir. Dünyada kişinin ne kadar arzu ettiği hoşluk ve lezzetler varsa, onların hepsi cennette de vardır. Dünyadakiler, cennettekilere nispetle bir hiçten ibarettir. Dünya, âhirete nazaran bir mezbelelik mesâbesindedir. Dünyadaki fâni, âhirettekiler ise bâkîdir. Dünya nimetleri geçer gider, âhirette verilen nimetler ise geri alınmaz.</p>
<p>Îman ehlinden herkes, günahı nispetinde cehennemde yandıktan sonra çıkar ve cennete girer. Yani zerre kadar îmanı olanlar cehennemde devamlı kalmayıp mutlaka cennete gireceklerdir. Cehennemde günahları kadar yandıktan sonra çıkanlar, işte bu zerre miktarı îmanı olanlardır. Bunlar cehennemden çıktıktan sonra, ölümü bir alaca koç sûretinde görürler ve cennetle cehennem arasında boğazlayıp derler ki:</p>
<p>“-Ey ehl-i cennet! Biliniz ki, size artık hiç ölüm yoktur. Varın ebedî cennette zevk u safâ ile meşgul olun. Ey ehl-i cehennem! İyi biliniz ki, size de hiç ölüm yoktur. Sizin için bu azaptan kurtulmak da yoktur. Ebedî cehennemde kalırsınız.</p>
<p>Sonra cennet ehli, cennette ve cehennem ehli de cehennemde kalırlar. Ölümü yukarıda anlatıldığı gibi alaca bir koç sûretinde, cennet ile cehennem arasında boğazlarlar. Koç cennetten yana bakıp seslenir. Bu nidayı ne kadar ehl-i cennet varsa hepsi işitir.</p>
<p>Gayet çokça ferahlanırlar. Bütün ehli cennet koça bakarlar. Bu koç tekrar cehennemden tarafa dönüp nidâ eder; bütün ehl-i cehennem işitir. Hepsi üzgün üzgün bu koçtan tarafa dönüp bakışırlar. Bu sefer de bir münâdî bağırır:</p>
<p>“-Bilir misiniz, bu koç nedir?” Bu iki topluluk birlikte derler ki:</p>
<p>“-Biliriz, ölümdür.” Mü’minler derler ki:</p>
<p>“-Hamdolsun yüce yaratana ki, bize verdiği güzel hediyeler bizim saadetimize sebep oldu. Ebedî cennetten çıkmayız. Artık cennette kaldık.” Birbirlerine tebşir edip selâmlaşırlar.</p>
<p>Cehennemdekiler derler ki:</p>
<p>“-Bizler ne kötü ve şerli kimselermişiz? Vay bizim hâlimize! Bizler şiddetli azaplara daldık. Gel şimdi ey ölüm, bizi öldür! Bizi bu mihnetlerden kurtar!”</p>
<p>O esnada Yahya Peygamber elinde bir bıçakla gelir. Ölümü orada koç sûretinde boğazlar. Hak Teâlâ Hazretleri tarafından bir nidâ gelir:</p>
<h3>“-Ey ehl-i cennet! Siz cennette ebedî kalacaksınız. Cennette ölüm yoktur. Ey cehennemlikler! Siz de cehennemde ebedî kalıcılarsınız. Cehennemde de ölüm yoktur.”</h3>
<p>Cehennemin kapılarını bağlarlar. İnsan ve şeytan birbirine karışır. Hepsi cehennemde kalırlar. Kapılar bağlanır ve mühürlenir. Cehennem öylesine zifiri karanlıktır ki, cehennemdekiler birbirlerini göremezler. Bunlara kimse bir çare ve medet getiremez. Hem de ebedî kalırlar. Yâ Rabbi! Ümmet-i Muhammed’i bu zorluklardan ve sıkıntılardan muhafaza buyur. Âmin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Aldanmışam şu fâniye, mahrum etti bu nefs beni. Eyvah bana, yazık bana, ömrüm kadrini bilemedim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Uydum nefs-i emmâreye, Hak’tan cüdâ etti beni. Daldım günah deryâsına, ömrüm kadrini bilemedim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Ne gaflettir bu acaba, ettim nice bin bir günah. Eyvah bana, yazık bana, ömrüm kadrini bilemedim.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit paylaştık…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ey mü’min! İyi dinle, iyi anla!</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/ey-mumin-iyi-dinle-iyi-anla/1597/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 06:55:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1597</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;nin &#8220;Müslümanız Elhamdülillah&#8221; isimli eserinden bir kesit Kudsî Hadislerin Mânâları Allah Teâlâ buyuruyor: “Müslüman olarak saçını ve sakalını ağartan kimseye ben azâb etmekten hayâ ederim.” “Herhangi bir kulumu bir belâ ile iptilâ ettiğimde, kulum sabredip kimseye şikâyet etmezse, ona verdiğim etinden daha iyi et, akıttığım kanından daha iyi kan vereceğim gibi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;nin &#8220;Müslümanız Elhamdülillah&#8221; isimli eserinden bir kesit</strong></p>
<p>Kudsî Hadislerin Mânâları</p>
<p>Allah Teâlâ buyuruyor:</p>
<p>“Müslüman olarak saçını ve sakalını ağartan kimseye ben azâb etmekten hayâ ederim.”</p>
<p>“Herhangi bir kulumu bir belâ ile iptilâ ettiğimde, kulum sabredip kimseye şikâyet etmezse, ona verdiğim etinden daha iyi et, akıttığım kanından daha iyi kan vereceğim gibi, onu affeder ve öldüğü vakit rahmetime ulaştırırım.”</p>
<p>Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:</p>
<p>“Cebrail (a.s.) bana gelerek: «Ne kadar yaşarsan yaşa, sonunda öleceksin. Ne amel istersen yap onun karşılığını bulacaksın. Kimi seversen sev, sonunda ayrılacaksın. Mü’minin şerefi; gece ibâdeti, izzeti ise halktan uzak olmasıdır.» dedi.”</p>
<p>Yine Resûl-i Ekrem’in anlattığına göre, Allah Teâlâ:</p>
<p>“Kim benim velîlerimi horlar, onlara hakaret ederse, benimle savaşmış olur. Kullarım bana en çok farz namazlarında yakın olurlar. Farzları yaptıktan sonra nâfile ibadetler ile bana yaklaşır ve ben de onları severim. Ben, sevdiğim kulumun kulağı ve gözü olurum. Dilediğini verir ve duâlarını kabul ederim. Mü’min kulumun canını almaktaki tereddüdüm gibi hiç bir şeyde tereddüt etmem.</p>
<p>Mü’min kullarımdan öyleleri vardır ki, onların îmanı ancak yoksullukla kemâle ulaşır. Zenginlikleri onları azdırır ve isyana sürükler. Yine öyle mü’min kullarım vardır ki, sıhhatleri yerinde olsa sapıtırlar, işi azıtırlar, onların da imanını hastalık kemale ulaştırır. Ben kullarımın içinden geçeni dahî bilirim.” buyurdu.</p>
<p>Nakledildiğine göre, bir gün Resûl-i Ekrem, Hz. Ali, Hz. Fâtı- ma, Hz. Hasan ve Hüseyin -Allah hepsinden râzı olsun- bir yere gittiler.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p>“-Bana yardım edin.” buyurdu. Onlar:</p>
<p>“Sana nasıl yardım edelim?” dediler. Resûl-i Ekrem:</p>
<p>“-Abdest alın, namaz kılın, başınızı secdeye koyun. Sonra da,</p>
<p>«Yâ Rab, atamız Muhammed’e rahmet eyle.» diye duâ edin.” buyurdu.</p>
<p>Onlar da abdest aldılar, iki rekât namaz kılıp, başlarını secdeye koyup aynı şekilde duâ ettiler. Bunun üzerine, Cebrail (a.s.) gelerek:</p>
<p>“-Ey Muhammed! Yâ Resûlallah, siz başınızı yere koyup secde ettiğinizde, bütün gökte bulunan melekler de secdeye kapanıp ağladılar.” buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;nin &#8220;Müslümanız Elhamdülillah&#8221; isimli eserinden bir kesit</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûl-i Ekrem’in mirac dönüşü hediyesi</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/resul-i-ekremin-mirac-donusu-hediyesi/1566/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2022 11:14:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1566</guid>

					<description><![CDATA[Resûl-i Ekrem’in anlattığına göre, Mîrac Gecesi yere dönmek istediğinde: “-Yâ Rab! Yolculuğundan dönen herkes, dostlarına bir arma-ğan ve hediye götürür. Senin mânevî huzurundan, senin kullarına ve benim ümmetime dönerken hediyem ne olacaktır?” diye sordum. Allah Teâlâ: “-Ümmetin hayatta oldukları sürece, ben onları korurum. Öldükleri vakit ise, müjdem onlarla beraberdir. Mezara kondukların-da mezarlarını genişletirim. Mahşerde de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Resûl-i Ekrem’in anlattığına göre, Mîrac Gecesi yere dönmek istediğinde:</p>
<p>“-Yâ Rab! Yolculuğundan dönen herkes, dostlarına bir arma-ğan ve hediye götürür. Senin mânevî huzurundan, senin kullarına ve benim ümmetime dönerken hediyem ne olacaktır?” diye sordum.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Ümmetin hayatta oldukları sürece, ben onları korurum. Öldükleri vakit ise, müjdem onlarla beraberdir. Mezara kondukların-da mezarlarını genişletirim. Mahşerde de rahmetim onlaradır. İşte bu müjdeyi onlara götürürsün.” buyurdu.</p>
<p>Nakledildiğine göre, Allah Teâlâ:</p>
<p>“Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemin: Biz seni âlemle re ancak rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ Sûresi, 107) buyurarak âlemlere rahmet olarak gönderdiği peygamberini dünyaya indirme yi murad ettiği vakit, ona Refref’i verdi.</p>
<p>Cebrail ve Mikâil Aleyhi messelâm- Resûl-i Ekremi karşıladı ve Mîracını tebrik ettiler; “Mira-cın mübârek olsun!” dediler ve ne hediye ile döndüğünü sordular.</p>
<p>Resûl-i Ekrem de:</p>
<p>“Altı hediye ile dönüyorum: Onlardan biri, ümmetim bir kişiyi sevip ona ihsan etmek isterlerse, sevilmeye lâyık olan ancak Allah Teâlâ’dır. Allâh’ı sevsin, başkasını sevmesinler.</p>
<p>İkincisi; yine Allah Teâlâ buyurur ki, «Korkulacak yalnız benim, başkası değildir.»</p>
<p>Üçüncüsü; en cömert olanı benim, bir kişiden bir şey umup isteyecekleri zaman ondan değil, benden istesinler.</p>
<p>Dördüncüsü; kendilerine eziyet eder diye, bir kişiden utanıp çekinirlerse, iyi bilsinler ki, ben o kişiden utanıp çekinmeye daha lâyıkım, benden utansınlar.</p>
<p>Beşincisi de; zenginliğinden dolayı bir adama hizmet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, ben onlardan daha zenginim, bana hizmet etsinler ki, istediklerini vereyim.</p>
<p>Altıncısı şudur ki; verdiği sözde durduğu için bir adama güveniyorsanız, iyi biliniz ki, sözünde en çok duran benim, bunun için bana güvenin. İşte hediyeler bunlardır.” buyurdu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Benim velî kullarım, beni bana lâyık bir değer ile zikrederler&#8230;</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/benim-veli-kullarim-beni-bana-layik-bir-deger-ile-zikrederler/1563/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2022 09:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1563</guid>

					<description><![CDATA[Kudsî hadîste Allah Teâlâ: “-Benim velî kullarım! Beni, bana lâyık bir değer ile zikrederler. Ben de onları, onlara lâyık bir anışla anarım!” buyurmuştur. Diğer bir kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “-Ey Âdemoğulları, eğer tamamen başkalarından ayrılıp, benim ibadetimle meşgul olsanız, size öyle gönül tokluğu veririm ki, yoksulluk aslâ size yol bulamaz. Şayet bana ibadetten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kudsî hadîste Allah Teâlâ:</p>
<p><strong>“-Benim velî kullarım! Beni, bana lâyık bir değer ile zikrederler. Ben de onları, onlara lâyık bir anışla anarım!”</strong> buyurmuştur.</p>
<p>Diğer bir kudsî hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong>“-Ey Âdemoğulları, eğer tamamen başkalarından ayrılıp, benim ibadetimle meşgul olsanız, size öyle gönül tokluğu veririm ki, yoksulluk aslâ size yol bulamaz. Şayet bana ibadetten vazgeçer de halk ile meşgul olursanız, kalbinizi dünyalık ile doldurur ve size yok- sulluk kapılarımı açarım da bir vakit ihtiyaçtan kurtulamazsınız.”</strong></p>
<p>Başka bir kudsî hadiste şöyle buyrulmuştur:</p>
<p><strong>“Benim zikrim, kendilerini meşgul edip benden isteyecek vakit bulamayanlara, benden isteyenlere verdiğimden daha çok veririm.”</strong></p>
<p>Başka bir hadîs-i kudsîde:</p>
<p><strong>“İhlâs, benim sırlarımdan bir sırdır, onu sevdiğim kulumun gönlüne yerleştiririm.”</strong> buyrulmuştur.</p>
<p><strong>“Eğer yeryüzünde, benim vahdaniyetimi tasdik edip «Lâ ilâhe illâllah» diyecek bir kişi kalmasa, cehennemi onlara musallat edip, hepsini helâk ederdim.”</strong></p>
<p>Bir başka kudsî hadiste:</p>
<p><strong>“Beni bilen beni arar, beni arayan beni bulur, beni bulan beni sever, beni seveni ben de öldürürüm ve sonrada diriltirim, söyleyen kelâmı ben olurum.”</strong> buyrulmuştur.</p>
<p>Yine Allah Teâlâ bir kudsî hadiste buyuruyor:</p>
<p><strong>“Namazı kulum ile kendi aramda ikiye böldüm. Kulum benden ne dilerse veririm. Bir kul, «Elhamdü lillâhi Rabbil âlemin» dese, Allah Teâlâ; «Kulum bana hamdetti» der, «Er- rahmânir- rahim. Mâliki Yevmiddin» dediği vakit; «Kulum beni sena etti.» buyurur. «İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’in» dediği vakit, Allah Teâlâ; «Benim sözüm, kulum ile benim aramdadır. Ve kulum için istediği vardır.» «İhdinas sırâtal müstakîm sırâtallezine en’amte aleyhim ğayril mağdûbi aleyhim, veladdâllîn” dediği vakit, Allah Teâlâ; «Bu duâ, kulum içindir. Kulum benden ne dilerse di- lesin verilecektir.»”</strong> buyurur.</p>
<p>Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor:</p>
<p><strong>“Ey dünya, bana hizmet edene sen de hizmet eyle! Sana hiz- met edeni de bir köle gibi kullan.”</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem’in haber verdiği diğer bir kudsî hadîste, Allah Teâlâ:</p>
<p><strong>“Bir kulum tevbe edip bağışlanması için bana yalvarırsa, onun sesinden daha sevimli bir ses yoktur. Bir kulum tevbe edip: «Ey Rabbim, beni esirge ve koru!” dese, Allah Teâlâ kereminden, </strong><strong>«Emrindeyim ey kulum! Benden ne dilersen dile, sen benim katımda meleklerim gibisin. Ben sana, senin gönlünden daha yakınım. Ey melekler, benim bu kulumu affettiğime sizler şahit olun.»”</strong> buyurmuştur.</p>
<p>Diğer bir kudsî hadîste şöyle buyrulmuştur:</p>
<p><strong>“Benim bu kubbelerim içinde saklı, öyle velîlerim var ki, onları benden başka kimse bilmez.”</strong></p>
<p><strong>“Ben bir kulumda iki korku ve iki emniyeti bir arada toplamam. Dünyada benden korkan, âhirette korkudan emîn olur. Dünyada emîn olan ise, âhirette korku içinde kalır.”</strong></p>
<p>Resûl-i Ekrem’in, Allah Teâlâ’dan naklettiği bir başka kudsî ha- diste şöyle buyrulmuştur:</p>
<p><strong>“Benden başkasından bir şey uman, beni bilmemiştir. Beni bilmeyen, bana ibadet etmez. Bana ibadet etmeyen ve benden başkasından korkan da benim azabımı hak etmiş olur.”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir kulum bana ulaşmayı severse, ben de onun bana gelmesini severim!</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/bir-kulum-bana-ulasmayi-severse-ben-de-onun-bana-gelmesini-severim/1560/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Sep 2022 12:39:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[sıddık naci eren]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1560</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz&#8217;lerinin &#8220;Muslumaniz Elhamdulillah&#8221; isimli eserinden bir kesit &#160; Enes (r.a.)’ın rivayetinde Resul-i Ekrem buyurdular ki: “Allah Teâlâ, «Bir kulum benim sevgim ile ibtilâ edilir ve o belâya sabrederse, bunun karşılığında ben ona Cenneti veririm!» buyurdu.” Ebû Hüreyre (r.a.)’ın Resûl-i Ekrem’den rivâyetinde Allah Teâlâ: “Bir kulum bana ulaşmayı severse, ben de onun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Sıddık Naci Eren Efendi Hz&#8217;lerinin &#8220;Muslumaniz Elhamdulillah&#8221; isimli eserinden bir kesit</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Enes (r.a.)’ın rivayetinde Resul-i Ekrem buyurdular ki:</p>
<p>“Allah Teâlâ, «Bir kulum benim sevgim ile ibtilâ edilir ve o belâya sabrederse, bunun karşılığında ben ona Cenneti veririm!» buyurdu.”</p>
<p>Ebû Hüreyre (r.a.)’ın Resûl-i Ekrem’den rivâyetinde Allah Teâlâ:</p>
<p>“Bir kulum bana ulaşmayı severse, ben de onun bana gelmesini severim. Fakat bana kavuşmayı, yani (ölümü) kerih görür, bundan hoşlanmazsa; ben de onun bana ulaşmasını kerîh görürüm.” buyurmuştur.</p>
<p>Yine Resûl-i Ekrem’in anlattığı kudsî bir hadîste:</p>
<p>“Allah Teâlâ: «Kıyâmet günü üç sınıf insanla benim davam vardır. Bunlardan biri, bir şeyi benim rızam için verdiği halde özür dileyip, onu başa kakan; hür olan bir kimseyi köle diye satıp parasını yiyen ve üçüncüsü de çalıştırdığı kimsenin hakkını vermeyendir.» buyurmuştur.</p>
<p>Yine Resûl-i Ekrem’in anlattığı bir kudsî hadîste, Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Ey Âdemoğulları! Ben hasta oldum ziyaretime gelmediniz.”<br />
buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p>“-İlâhî, sen âlemlerin Rabbisin, hiç hasta olur musun?” deyince, Allah Teâlâ:</p>
<p>“-Falan kulum hastalanmıştı, onun ziyaretine gitseydiniz, beni ve benim rızâmı orada bulur, beni ziyaret etmiş olurdunuz.<br />
Ey kullarım, hepiniz yolunuzu sapıtmış kimselersiniz. Ancak benim hidâyet ettiklerim hâriç&#8230; Benden hidayet isteyin ki, ben de sizi doğruya ve iyiye hidayet edeyim. Hepiniz açsınız, ancak benim doyurduklarım toktur. Benden yemek isteyin ki, ben de size yedireyim. Hepiniz çıplaksınız, an- cak benim giydirdiklerim çıplaklıktan kurtulur. Benden isteyin ki, ben de size elbise vereyim. Hepiniz günahkârsınız, ancak benim affettiklerim günahtan kurtulur. Benden af dileyin ki, ben de sizi bağışlayayım. Eğer sizin evveliniz ve âhiriniz, insiniz ve cininiz, hepiniz iyi ve muttakî kimseler olsanız, bu, benim mülkümde bir şey artırmaz, eğer hepiniz günahkâr olsanız, yine benim mülkümde bir şey ek- silmez.” buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Sıddık Naci Eren Efendi Hz&#8217;lerinin &#8220;Muslumaniz Elhamdulillah&#8221; isimli eserinden bir kesit okudunuz</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûlullah (s.a.v.)’in Cenâb-ı Hakk’a Münâcaâtı (3)</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/resulullah-s-a-v-in-cenab-i-hakka-munacaati-2-2/1244/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 16:11:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah (sav)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1244</guid>

					<description><![CDATA[Allah Teâlâ: “-Ey Ahmed! Şüphelilerden sakınmak, dinin esasıdır. Sen daima sükûtu tercih et, zira dilini tutanın kalbine huzur veririm. Fazla konuşanların gönlünü de çeşitli vesveseler ile harap ederim. Ey Ahmed! İbadet on bölümdür. Bunun dokuzu helâl nafaka temini, birisi de susmaktır. Oruç tutup diline hâkim olan kimsenin mükâfatının ne olduğunu bilir misin?” buyurdu. Resül-i Ekrem: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Ey</em> <em>Ahmed!</em> <em>Şüphelilerden</em> <em>sakınmak, dinin esasıdır. Sen daima sükûtu tercih et, zira dilini tutanın kalbine huzur veririm. Fazla konuşanların gönlünü de çeşitli vesveseler ile harap ederim. Ey Ahmed! İbadet on bölümdür. Bunun dokuzu helâl nafaka temini, birisi de susmaktır. Oruç tutup diline hâkim olan kimsenin mükâfatının ne olduğunu bilir misin?” </em>buyurdu.</p>
<p>Resül-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Bilmem yâ Rab.” </em>deyince, Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Orucun ve susmanın mükâfatı ve mirası, hikmettir. Hikmetin bıraktığı miras da mârifettir. Mârifetin mirası da, bana yakın olmaktır. Benim rızam için amel eden herkese üç haslet veririm. Bunlardan biri, içinde cehaleti bulunmayan bir ilim, diğeri hiç unutması olmayan bir zikir ve üçüncüsü de, başkasına aslâ itibar etmeyen bir sevgi veririm. O beni ve ben de onu sevdiğim gibi kendisini insanlara sevdiririm.</em></p>
<p><em>Ey Habîbim! Daima benim cemâlime bakacak gönlünde bin pencere açarım. Beni görür, benim ve meleklerimin sözlerini ona duyururum. Herkesin bilmediği birçok gizli şeyleri kendisine bildirir, hayâ elbisesini giydiririm. Ve herkes ondan hayâ eder. Onun kalbini mârifet hazinesi yaparım. Cennet ve cehennemin sırlarını ona bildiririm.</em></p>
<p><em>Mezarında, Münker ve Nekir melekleri ona soru sormaz. Kıyamet günü hesabı kolay olur. Benimle onun arasında tercü</em><em>mana</em> <em>lüzum</em> <em>kalmaz.</em> <em>Sırat</em> <em>köprüsünü</em> <em>geçtikleri</em> <em>hâlde,</em> <em>geçtiğini</em> <em>dahî</em> <em>bilmeyenlerden</em> <em>ederim.</em> <em>Cenneti</em> <em>onun</em> <em>için</em> <em>süslerim.</em> <em>Şehitlerle</em> <em>birlik</em><em>te</em> <em>Cennete</em> <em>girer.</em> <em>Bu</em> <em>mevkie</em> <em>sahip</em> <em>olmak</em> <em>isteyen,</em> <em>dünyayı</em> <em>ve</em> <em>ehlini </em><em>sevmesin.</em> <em>Cenneti</em> <em>arzu</em> <em>ettiği</em> <em>gibi,</em> <em>bir</em> <em>an</em> <em>önce</em> <em>ölmeyi</em> <em>de</em> <em>arzu</em> <em>etsin</em> <em>ki, rûhu, kılı yağdan çeker gibi bedeninden ayrılsın. Ve melekler ellerinde Kevser ve Cennet şerbetleri olduğu hâlde başı ucunda durup, rûhuna içirmek sûretiyle ölüm acısını kendisinden gidersinler.</em></p>
<p><em>Hatta</em> <em>Arşın</em> <em>sağındaki melekler:</em></p>
<p><em>“-Dünyayı ne halde terk edip ayrıldın?” dediklerinde, o da;</em></p>
<p><em>“-Ben dünyadan bilmem; Rabbim beni yaratalı beri, Ondan olan korkumdan, bir kere dünyaya sevgi gözü ile bakmadım, dünya ehli ile düşüp kalkmadım!” diye cevap verebile&#8230;”</em></p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Kulum gerçek söyler, kulumun cismi dünyada idi, fakat rûhu Benimle beraberdir. Ey kulum! Benden ne dilersen dile!” </em>buyurur.</p>
<p>O kul da:</p>
<p><em>“-Beni yetmiş kere parça parça etseler de Senin hoşnutluğun uğrunda ben buna râzı olurum. Allâh’ım, eğer Senin keremin olmasa, ben perişan olurdum. Eğer Senin yardımın olmasa, ben âciz kalırdım. Eğer Sen kuvvet vermesen ben zayıf düşerdim. Eğer Senin zikrinle beni canlandırmasan ben ölü olurdum!” </em>der.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab!</em> <em>Rızânı</em> <em>nasıl</em> <em>dileyeyim?”</em> diye sordu. Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Habibim! Seninle benim aramda perde yok, ne vakit bana gelmek istersen gel. Benim dostlarım, yaratıklardan kaçıp, âhirete intikal ederek şeytan diyarından, Rahman diyarına kaçanlardır. Ey Ahmed! Seni diğer peygamberlerden daha üstün yarattığımın sebebini bilir misin?” </em>buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Bilmem, bildir yâ Rab!” </em>deyince, Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Bana yakınlığın ve iyi ahlâkın vardır. Cömertsin. Sana îmanın sevgisini bildirmemi istersen, nefsini hâlis eyle, diline sahip ol. Gönlün ile dilin bir olsun. Yalnız Benden kork. Eğer böyle yaparsan, Benden emîn olursun. Ey Ahmed! Benim için açlık ve susmaktan daha makbul ibadet yoktur.</em></p>
<p><em>Aç</em> <em>ve</em> <em>susuz</em> <em>kalıp,</em> <em>dilini</em> <em>koruyan</em> <em>kimselere,</em> <em>âbidlerin</em> <em>mükâfâtı</em><em>nı veririm. Gerçek âbid, kendisinde yedi vasıf bulunan kimsedir. Bunlar, şirkten sakınmak, boş sözlerden dilini korumak, dâima Benden korkmak, kimsenin görmediği tenha yerlerde kendisini gördüğümü bilerek Benden utanmak, az yemek, dünyaya ve dünya ehline meyletmemek ve yedincisi de, Benim için de kötü insanlara husûmet beslemektir.</em></p>
<p><em>Ey Ahmed! Beni seveni Ben de severim. Ve böyle karşılıklı sevgi olunca, ibâdetin de kavî olur. Değersiz elbise giyer, çok secde eder, çok namaz kılar, çoğunlukla susmayı tercih edip, Bana bağlanır, çok ağlar ve az güler, nefsinin arzularına uymazsın; ilim, zühd ve takva ehli olursun. Âlimleri sever, dervişlerle arkadaş olursun. Benim rızâmı isteyen, öfkemden sakınmalı, günahtan kaçıp Bana yaklaşmalı, daima Beni zikir ve tesbîh ile meşgul olmalı.</em></p>
<p><em>Verdiği</em> <em>sözde</em> <em>durmalı</em> <em>ve</em> <em>namazını</em> <em>korku</em> <em>üzere</em> <em>kılmalıdır.</em></p>
<p><em>Ey Ahmed! Gönlünde zerre kadar dünya sevgisi olan bir kimse, yer ve gök ehli kadar ibadet etse, çıplakları giydirse ve açları doyursa da ona Ben kıymet vermem, gönlünden Benim sevgimi çıkarır, kalbini zulmetler içinde bırakırım.” </em>buyurdu.</p>
<p>İşte vahyin sırlarını burada açıklamış olduk.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın lûtf u keremiyle vahyin sırları burada tamamlandı. Şimdi Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Allah Teâlâ tarafın- dan haber verdiği kudsî kelimeleri anlatalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûlullah (s.a.v.)’in Cenâb-ı Hakk’a Münâcaâtı (2)</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/resulullah-s-a-v-in-cenab-i-hakka-munacaati-2/1241/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 16:09:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1241</guid>

					<description><![CDATA[Allah Teâlâ: “-Ey Ahmed! Zâhidler için katımda olan nimetleri bilir misin?” buyurdu. Resûl-i Ekrem: “-Bilmem, yâ Rab, nedir onlar?” diye sordu. Allah Teâlâ: “-Kıyamet günü insanlar yeniden dirilip çetin muhasebe görecekleri dehşetli günde, onlar hesaptan emin olacak. Cennetin anahtarlarını onlara vereceğim ve istedikleri kapıdan Cennete girecekler. Her an benim cemâlimi müşahede edecekler. Onlara cennette dört [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Ey Ahmed! Zâhidler için katımda olan nimetleri bilir misin?” </em>buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Bilmem, yâ Rab, nedir onlar?” </em>diye sordu. Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Kıyamet günü insanlar yeniden dirilip çetin muhasebe görecekleri dehşetli günde, onlar hesaptan emin olacak. Cennetin anahtarlarını onlara vereceğim ve istedikleri kapıdan Cennete girecekler. Her an benim cemâlimi müşahede edecekler. Onlara cennette dört kapı açarım. Birinden gece ve gündüz onlara hediyelerim gider, diğerinden diledikleri gibi bana bakarlar, bir diğerinden de Cehenneme bakıp, zâlimlerin nasıl azap gördüklerini müşâhede ederler. Dördüncü kapıdan da hûri ve gılmanlar kendilerine gelirler.”</em></p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Bunlar hangi zâhidlerdir ki, onlara bu kadar nimetleri vereceksin?” </em>diye sordu.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Onlar</em> <em>şol</em> <em>kimselerdir:</em> <em>Evleri</em> <em>yoktur</em> <em>ki, yıkılmalarına üzülsünler. Oğulları yoktur ki, ölümlerine acısınlar. Malları yoktur ki, kaybolmasına mahzun olsunlar ve yiyecek nafakaları yoktur ki, hesabıyla meşgul olsunlar. Yumuşak ve süslü elbiseleri yoktur ki, onunla kibirlensinler. Gündüzün orucu ve gecenin ibâdeti onların yüzlerini soldurmuştur. Dilleri beni zikirden başka bir şey ile meşgul olmaz. Namaz kılmaktan, kıraat, salavât, zikir ve tesbih ile meşgul olmaktan, dilsiz hâle gelmişlerdir. Bunlar ne Cehennemden korkar ve ne de Cennet umarlar. Yalnız benim rızâm için ibadet ederler.” </em>buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab!</em> <em>Benim</em> <em>ümmetim</em> <em>arasında bu şekilde ibadet edenler var mıdır?” </em>diye sordu.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Bunlar</em> <em>yalnız</em> <em>peygamberler</em> <em>ve</em> <em>şehitlerdir.”</em> buyurdu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Hazretleri buyuruyor ki:</p>
<p><em>“-Yâ Rab! Benim ümmetimin zâhidleri mi daha çoktur, yoksa geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin zâhidleri mi daha çoktur?” </em>diye sordu.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-Habîbim, Senin ümmetinin zâhidleri yanında İsrail oğullarının zâhidleri, beyaz öküzün sırtındaki, tek tük siyah tüyler gibi azdır.” </em>buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“Yâ Rab! Benim ümmetim neden onlardan daha çoktur?” </em>diye sordu.</p>
<p>Allah Teâlâ:</p>
<p><em>“-İsrail</em> <em>oğullarına</em> <em>yakîni</em> <em>ve</em> <em>gerçeği</em> <em>gösterdikten</em> <em>sonra</em> <em>onlar</em> <em>şüp</em><em>heye</em> <em>düştü.</em> <em>Kalpleri</em> <em>îmanda</em> <em>karar</em> <em>ettikten</em> <em>sonra</em> <em>inkâr</em> <em>ettiler.</em> <em>Ama</em> <em>se</em><em>nin</em> <em>ümmetin</em> <em>şek</em> <em>ve</em> <em>şüpheyi</em> <em>terk</em> <em>edip</em> <em>yakîn</em> <em>üzere</em> <em>kaldılar.”</em> buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Benim</em> <em>ümmetimin</em> <em>zâhidlerini,</em> <em>İsrail</em> <em>oğullarının</em> <em>zâhidlerinden</em> <em>çok ve üstün yapan Allah Teâlâ’ya hamd ederim. İlahî, ümmetimi koru, onlara rahmet et!.. Ümmetime kâmil iman ver; gafleti olmayan korku, cehaleti olmayan ilim ver. Nefsine uymayan akıl, uzaklığı olmayan yakınlık ihsan eyle! Zikir verdikten sonra unutturma. Sabır verdikten sonra şikâyet ettirme! Gönüllerine hayâ duygusunu verdikten sonra nefsini, dünya ve âhiret âfetlerinden emin eyle!” </em>diye duâ etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resûlullah (s.a.v.)’in Cenâb-ı Hakk’a Münâcaâtı (1)</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/resulullah-s-a-v-in-cenab-i-hakka-munacaati-1/1229/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 16:03:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Mubarek gün, gece ve aylar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1229</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Ali (r.a.)’dan nakledildiğine göre, Mîrac Gecesi’nde Resûl-i Ekrem: “-Yâ Rab, katında en üstün amel hangisidir?” diye sordu. Allah Teâlâ: “-Habîbim! Katımda Bana tevekkülden ve taksimâtıma râzı olmaktan üstün bir amel yoktur. Resulüm! Benim muhabbetim, benim için sevişip, insanları birbirlerine bağlayanlaradır. Benim gerçek sevdiklerim; insanlar arasında, benim zikrim ve sevgim, rızam uğrunda karınları aç kalan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz. Ali (r.a.)’dan nakledildiğine göre, Mîrac Gecesi’nde Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab,</em> <em>katında</em> <em>en</em> <em>üstün</em> <em>amel</em> <em>hangisidir?”</em> diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Habîbim! Katımda Bana tevekkülden ve taksimâtıma râzı olmaktan üstün bir amel yoktur. Resulüm! Benim muhabbetim, benim için sevişip, insanları birbirlerine bağlayanlaradır. Benim gerçek sevdiklerim; insanlar arasında, benim zikrim ve sevgim, rızam uğrunda karınları aç kalan kimselerdir. Habîbim! Bütün ya</em><em>ratılmışların en zâhidi olmak istiyorsan, tamamen dünyadan yüz çevir ve âhirete yönel!” </em>buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Yâ Rab! Dünyadan yüz çevirip âhirete yönelmek nedir, nasıl olur?” </em>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Dünya nimetlerinden az ve yetecek kadarını alıp fazla yığmamak, benim zikrim ve fikrim ile meşgul olmaktır.” </em>buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Devamlı olarak Senin zikrinle meşgul olmak nasıl olur?”</em></p>
<p>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-İnsanlardan</em> <em>uzaklaşıp,</em> <em>bana</em> <em>ibadet</em> <em>etmekle</em> <em>olur.”</em> buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“Ey Rabbim, beni Sana yaklaştıracak bir ameli öğret.” </em>dedi.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Geceni ibadet ve gündüzünü oruçla geçir. Kimde üç haslet bulunursa, onu cennete korum.” </em>buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Bu üç haslet nedir?” </em>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Dilini</em> B<em>enim</em> <em>zikrimden</em> <em>başka</em> <em>bir</em> <em>şey</em> <em>için</em> <em>hareket</em> <em>ettirmemek,</em> <em>kalbini şeytanın vesvesesinden korumak ve açlığı, göz nûru bilmektir. Habîbim! Açlık, yalnızlık ve sükûtun zevkine varaydın ve </em><em>bunların netice ve faydalarını bileydin, bütün olgunlukları bulurdun.” </em>buyurdu.</p>
<p>Resûl-i Ekrem:</p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab!</em> <em>Bunların</em> <em>netice</em> <em>ve</em> <em>faydaları nelerdir?” </em>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Gönlünde Benim sevgim ve dilinde hikmetli sözlerin zâhir olmasıdır. Ey Muhammed! Allâh’ı sevmek, dervişleri sevip onlara yaklaşmaktır.” </em>buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Yâ</em> <em>Rab!</em> <em>Dervişler</em> <em>kimlerdir?” </em>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Aza</em> <em>râzı</em> <em>olup,</em> <em>açlığa</em> <em>sabreden;</em> <em>nîmete</em> <em>şükredip</em> <em>yalan</em> <em>söylemeyen; Bana isyan etmeyen; kaybolana üzülmeyip eline geçene sevinmeyen ve her hallerinde Bana tevekkül eden kimselerdir. İşte bu gibi dervişlere yaklaş, dünyalık peşinde olanlardan uzaklaş, haram sofralara ve muhteşem elbiselere yaklaşma! Nefis, her şeyin kabıdır. Ve her şeye hazırdır. Onu ibadete yöneltirsen, o seni isyana çevirir. Tok olunca isyan, aç olunca da tuğyan eder. yoksul derviş olsa, feryâd-ü figân eder. Zengin olsa, yolunu azıtıp Beni unutur. Huzurda olsa gaflete dalar. Ey Muhammed! Dünyaya ve dünya ehline kıymet verme. Ahiret ve âhiret ehline önem ver!” </em>buyurdu.</p>
<p><strong>Resûl-i Ekrem:</strong></p>
<p><em>“-Yâ Rab! Dünya ve âhiret ehli olan kimlerdir?” </em>diye sordu.</p>
<p><strong>Allah Teâlâ:</strong></p>
<p><em>“-Dünya</em> <em>ehli;</em> <em>malı,</em> <em>âile efrâdı çok olup dünyaya yönelen, öfkelenen, aza râzı olmayan, kötülüğü dokunduğu kimseden özür dile</em><em>meyen, mazeret kabul etmeyen, ibadete tembel, günah işlemeye hevesli olan, eceli yaklaştığı halde uzun emeller peşinde olan, hesaba çekilmeden önce kendi muhâsebesini yapmayan, nimetlere şükretmeyip belâlara sabretmeyen, herkesi küçük görüp büyüklere saygı göstermeyen, küçüklere acımayan, nefislerinin arzusuna uyanlar nazarında akıllı ve fakat gerçek akıllılar katında câhil olan kimselerdir.”</em></p>
<p><em>“Allah dostları ve ahiret ehline gelince; güler yüzlü, hayâ sahibi, kötülüğü ve başkalarına zararı az, iyilik ve faydası çok olup, sözü ölçülü olan, kendi muhasebesini yapan, gönülleri daima uyanık ve Benim aşkımdan gözleri yaşlı olan, dilleri zikrim, gönülleri fikrimle meşgul olan, her nimetin evvelinde Besmele ile başlayıp, sonunu hamd ve şükür ile bitirenlerdir. İşte bunlar, Benim katımda yüksek kimseler olup duâları makbuldür.</em></p>
<p><em>Bunlar Benden başkası ile meşgul olmaz. Az ile yetinir, süslü elbiseler aramazlar. Kendilerini ölülerden bilir ve evlerini bir mezarlık kabul eder. Giydiklerini kefen ve kendilerini cansız sayarlar. İşte bu gibiler katında dünya ve âhiret eşittir Diğer insanlar bir kere ölürlerse, bunlar nefislerini öldürmek ve şeytanın azıtmasına uymamakla, günde bin kere ölürler.</em></p>
<p><em>Namaza durdukları vakit, cansız minareler gibi durur, Benden başkası ile meşgul olmazlar. Ululuğum hakkı için, Ben onlara ebedî bir hayat bahşederim. Onlara gök kapılarını açarım. Cennete, süslenmesini , hûri , yiyecek ve bütün ihtişamıyla onların ruhlarını karşılamasını emrederim. Arş’tan güzel kokulu rüzgârı onların üzerine estiririm de onlarla aramda perde kalmaz.” </em>buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime-i Tevhid’in fazileti ve tesiri  (2)</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/kelime-i-tevhidin-fazileti-ve-tesiri-2/1215/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2022 13:21:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Kelime-i Tevhid’in fazileti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1215</guid>

					<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyururlar: «Kim ki «Allah’tan başka ilâh yoktur» diye şehâdet ederse, Allah Teâlâ, o kimsenin cesedini Cehennem ateşine haram eder. Cenneti o kimseye vâcip kılar.” O Sultan-ı Rusûl Hazretleri, diğer bir hadîs-i şerîflerinde: “Kıyâmet gününde yerlerin demir, göklerin bakır olduğu dehşetli günde, beyinlerin kazan gibi kaynadığı anda Hak Teâlâ buyurur ki: “-Ey «Lâ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyururlar:</strong></p>
<p><em>«Kim ki «Allah’tan başka ilâh yoktur» diye şehâdet ederse, Allah Teâlâ, o kimsenin cesedini Cehennem ateşine haram eder. Cenneti o kimseye vâcip kılar.”</em></p>
<p>O Sultan-ı Rusûl Hazretleri, diğer bir hadîs-i şerîflerinde:</p>
<p><em>“Kıyâmet gününde yerlerin demir, göklerin bakır olduğu dehşetli günde, beyinlerin kazan gibi kaynadığı anda Hak Teâlâ buyurur ki:</em></p>
<p><em>“-Ey «Lâ ilâhe illâllah» ehli, gelin benim Arş’ımın gölgesinde oturun. Siz benim hakiki dostlarımsınız!”</em></p>
<p>Bu hadîs-i şerîften anlaşıldığına göre, bir kimse <strong>«Lâ ilâhe illâllah» </strong>demeye devam etse, o kimse evliyâullahtan olur.</p>
<p><strong>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sordular: “-Evliyâullah kimlerdir?”</strong></p>
<p>Efendimiz (s.a.v.):</p>
<p><em>“-Allâh’ı</em> <em>dâima</em> <em>zikredenlerdir.”</em></p>
<p>Kim ki, <strong>«Lâ ilahe illallah» </strong>demezse o kimsenin amelleri bâtıldır. İmân bundan başka bir kelime ile tamam olmaz.</p>
<p>Rasûlü’s-Sekaleyn (s.a.v.) buyurur ki:</p>
<p><em>“İnsanlarla «Lâ ilâhe illâllah» deyinceye kadar harb etmeye emrolundum. Kelime-i Tevhid, şirkten tenzihtir. Îman ile küfrün arasını ayırt edicidir.”</em></p>
<p><strong>Diğer bir hadîs-i şerîfte buyururlar:</strong></p>
<p><em>“Cennetin</em> <em>anahtarı</em> <em>«Lâ</em> <em>ilâhe</em> <em>illâllah»tır.</em> <em>Zikrin</em> <em>efdali, «Lâ ilâhe illâllah»tır.”</em></p>
<p>Her, kim de; <strong>“Lâ</strong> <strong>ilâhe</strong> <strong>illâllah”</strong> sabit olsa, o kimseye aslâ zevâl yoktur. Bir kimse ihlâs ile <strong>“Yâ Allah!” </strong>dese, o kimseye Cenâb-ı Hak azîmetle; <strong>“Buyur kulum!” </strong>der.</p>
<p>Evtâdü’l-Arz ki, Hak Teâlâ, dünyayı o kimselerle saklar. O kimselerin devamlı olarak zikri, <strong>“Allah Allah” </strong>demektir. “Allah Allah” demedikleri zaman kıyamet kopacaktır.</p>
<p><strong>Nitekim Rasûlullah (s.a.v) buyururlar:</strong></p>
<p><em>“Yeryüzünde</em> <em>«Allah</em> <em>Allah»</em> <em>denilmediği</em> <em>zaman</em> <em>kıyâmet</em> <em>kopar.”</em></p>
<p><strong>“Lâ ilâhe illâllah” </strong>demek, çok büyük bir ibadet olduğu için Allah Teâlâ, kullarına bu kelimeyi devamlı olarak söylemelerini emir buyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şimdi Azîzim!</strong></p>
<p>Bu dünyada, bu gönül senin emrinde iken dilini Kelime-i Tevhid üzere karar tuttur. Ola ki, ol karar ile dar çukurda <strong>“Lâ ilâhe illâl- lah” </strong>sana doğru gelir ve yardımına koşar. Bu sayede Münker ve Nekir’in suallerine doğru cevap verirsin. Tâ kıyamete kadar kabir azabından emin olursun. Huzurla yatarsın. Ne zaman ki kıyamet kopar, yerinden <strong>“Lâ ilâhe illâllah!” </strong>diyerek doğrulur kalkarsın; ebedî olarak o kelime-i tevhid senden ayrılmaz.</p>
<p>Azizim!</p>
<p>Cehd eyle şimdi… Kıyamet günü için nefsini güzel huylarla beze!. Nefs-i emmâre’nin bendlerinden nefsini halâs et. Kıyamet-i suğrâda (küçük kıyamette), kıyamet-i vustâda (ortanca kıyamette) işin rast gelsin ve kıyâmet-i kübrâ’da (en büyük kıyâmette) de emin olup feragat üzere Cennete girip hiç zahmet ve azâb çekmeyesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>CAN YİNE BÜLBÜL OLDU</h3>
<p>Can yine bülbül oldu,<br />
dost bahçesi gül oldu.<br />
Girdim Hakk’ın zikrine,<br />
âzâlarım dil oldu.</p>
<p>Ötüşürler bülbüller,<br />
ol yârin bahçesinde,<br />
Dost dîdârı görünce,<br />
aktı gözüm sel oldu.</p>
<p>Çün oynadı nâr-ı aşk,<br />
kaynadı aşk çömleği,<br />
Her tarafa çağlayıp,<br />
aşkım bana dost oldu.</p>
<p>Zikrullâhın sadâsı,<br />
gelir cümle âzâdan.<br />
Ehli zikir olanlar,<br />
bülbül oldu, gül oldu.</p>
<p>Devrân edip dönerim,<br />
gâh yanarım sönerim,<br />
Fena fillâh olunca,<br />
her cânibim yol oldu.</p>
<p>Aşkın ile yanmışım,<br />
mest-i müdam olmuşam.<br />
Varlığımdan geçince,<br />
hemen bana gel oldu.</p>
<p>Geç fâniden ey Sıddık,<br />
vâsıl olmak dilersen,<br />
Hakk’a yakın olanlar,<br />
bülbül oldu, gül oldu.</p>
<p>Cennetin miftâhıdır:<br />
Lâ ilâhe illâllah!<br />
Candan sev, Zât-ı Hakk’ı,<br />
De dâim, Allah Allah!<br />
Lâ ilâhe illâllah!</p>
<p>Zikreden gönüllere,<br />
Tâ tecellî eder Hak.<br />
Gönlün olur nazargâh<br />
De dâim Allah Allah!<br />
Lâ ilâhe illâllah!</p>
<p>Gir tevhid kal’asına,<br />
Ordadır velîyullah.<br />
Hıfz eder yüce Mevlâ,<br />
De Sıddık Allah Allah!<br />
Lâ ilâhe illâllah!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime-i Tevhid’in    fazileti ve tesiri  (1)</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/kelime-i-tevhidin-fazileti-ve-tesiri-1/1205/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2022 10:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1205</guid>

					<description><![CDATA[Ey azîz! Ehlullah demişler ki: «Lâ ilahe illâllah» en büyük ve yüksek kaledir. Ona sığınan ebedî saadete ermiştir. Ondan kaçan, en şiddetli bir azaba tutulur. Bu kelimenin sözü cesed, mânâsı ruhtur. Kâmil insanlar, bu kelimeyi sûret ve mânâsıyla almışlar ve kalplerini bununla süsleyerek iki cihanın saadetine ermişlerdir. «Lâ ilahe illallah» kelimesi, kalbinde bir iz bırakmışsa, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ey azîz!</p>
<p>Ehlullah demişler ki: <strong>«Lâ</strong> <strong>ilahe</strong> <strong>illâllah»</strong> en büyük ve yüksek kaledir. Ona sığınan ebedî saadete ermiştir. Ondan kaçan, en şiddetli bir azaba tutulur. Bu kelimenin sözü cesed, mânâsı ruhtur. Kâmil insanlar, bu kelimeyi sûret ve mânâsıyla almışlar ve kalplerini bununla süsleyerek iki cihanın saadetine ermişlerdir. «Lâ ilahe illallah» kelimesi, kalbinde bir iz bırakmışsa, o kimseden korkmaz ve kimseye sığınmaz. Eğer o güzel kelimenin yeri kalbinse, bil ki, mü’minsin. Eğer yeri rûhunsa, âşıksın. İçten «Lâ İlahe illallah» zikrini yapanlar, Lâ harfiyle kalbinin tozlarını siler. İllâllah sözü ile de Allâh’ın sevgisini kazanır. Aşkıyla mest olur. Ebedî O&#8217;nun huzurunda kalır. Lâ ilahe illâllah, mübarek bir ağaçtır ki, meyvesi Allâh’ı bilmedir (yâni mâ’rifetullah).</p>
<p><strong>Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) buyururlar:</strong></p>
<p><em>“Her şeyin bir parlatıp cilâlatıcısı vardır. Gönüllerin parlatıcısı ve cilâlayıcısı da «Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah»dır.”</em></p>
<p>Zikretmek, gönül âleminden karanlıkları giderir. Basîret gözünü açar. Zikretmek, sadaka vermekten hayırlıdır. Zikretmek, nâfile oruç tutmaktan hayırlıdır.</p>
<p><strong>Muâz Bin Cebel (r.a.) rivayet etmiştir:</strong></p>
<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.):</p>
<p><em>“-Size öyle bir hayırlı şeyden bahsedeyim ki, o bütün günahları eritir. Derecelerinizi yüceltir. Altını, gümüşü, sadaka olarak vermekten daha hayırlıdır. Kâfirlerle karşılaşıp siz onların, onlar da sizin boynunu vurmaktan da daha hayırlıdır.” </em>buyurunca, Ashâbı:</p>
<p>“-Buyurun anlatın yâ Resûllallah!” dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:</p>
<p><em>“-O,</em> <em>Allah</em> <em>Teâlâ’yı</em> <em>zikretmektir.”</em></p>
<p><strong>Diğer bir hadîs-i şerîfte de buyrulur ki:</strong></p>
<p><em>“İnsanoğlunun kendini Cehennem azabından kurtarıcı hiç bir ameli yoktur. Ancak zikrullâh vardır.”</em></p>
<p><strong>Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu:</strong></p>
<p><em>“Mi’râc gecesinde gökte bir şehir gördüm, nûrdan idi. Bin defa bu dünyadan büyük idi, nurdan zincirlerle asılı idi. O şehrin yüz bin kapısı vardı, hepsi de nurdandı. Kapıların önünde bahçeler, bağlar; her bağda kasırlar, her kasırda da yetmiş hücre vardı. Hepsi de nurdandı. Her hücrenin kapısının bir kanadı altından, bir kanadı da gümüşten idi. Önünde nurdan birer taht, her tahtın üzerinde de yetmiş döşek vardı. Her döşek, ipekten ve üzerinde bir hûrî oturmakta&#8230; Bu hûrîler nûrdandı. Eğer bu hûrîlerden birisi serçe parmağını bu dünyadakilere göstermiş olsa, bütün dünya da ayın ve güneşin ışığı ve nûru belirsiz olurdu. Ben dedim ki; «İlâhi, bu ne azametli makamdır? Hangi peygamberindir?”</em></p>
<p><strong>Hak Teâlâ Celle Âlâ buyurdu:</strong></p>
<p><em>“-Bu makam, sıdk ve ihlâs ile bir kerre <strong>“Lâ ilâhe illallâh” </strong>diyen kullarımındır.”</em></p>
<p>Sonra buyurdu ki:</p>
<p><em>“-Kim</em> <em>hâlis</em> <em>ve</em> <em>muhlis</em> <em>olarak</em> <strong><em>«Lâ</em></strong> <strong><em>ilâhe</em></strong> <strong><em>illâllah»</em></strong> <em>derse,</em> <em>Cennet’e</em> <em>girer.</em> <em>«Lâ</em> <em>ilâhe</em> <em>illâllah»</em> <em>demenin</em> <em>nûru</em> <em>vardır.</em> <em>Bu</em> <em>nûr,</em> <em>insanın</em> <em>kalbin-</em> <em>de</em> <em>karar</em> <em>tuttuğunda,</em> <em>aslâ ayrılmaz, insanın kabrine bile girer, nûrlandırır ve aydınlatır. İnsanı azaptan kurtarır. İnsanın nefsinin çirkin amellerinin her biri çirkin canavarlar sûretinde gelip kabirde insan üzerine hamle yaptığı zaman, o nûr ortaya çıkar ve insana kabrinde azap etmek isteyen, korkunç canavarlar, o nûru görür görmez kaçışırlar. Hak Teâlâ, ümmet-i Muhammed’in âsilerini kara yüzlü olarak Cehenneme koyduğu zaman, bu kimselerin yüzleri kat’iyyen kararmaz ve ağarır. O nûr yüzlerinde parlar. Kelime-i tevhîdi hâlisâne zikreden hakiki zâkirlerin durumları ve hâlleri budur. Lâ ilahe illallâh’ın fazîletinden dolayı boyunlarına zincirler takılmaz.</em></p>
<p><em>Cehennemlikleri</em> <em>zebânîler</em> <em>alır.</em> <em>Cehenneme</em> <em>varırlar,</em> <em>bağırırlar,</em> <em>çağırırlar. Oraya vardıklarında, Cehennem melekleri bunlara bakarlar ki, bunların yüzleri kararmamış. Boyunları zincirlenmemiş. Bunun üzerine Cehennem melekleri:</em></p>
<p><em>“-Şimdiye</em> <em>kadar</em> <em>bunlar</em> <em>gibi</em> <em>hiç</em> <em>bir</em> <em>kavim</em> <em>Cehenneme</em> <em>gelmedi.”</em> <em>Zebânîler:</em></p>
<p><em>“-Bize emrolunan, bunları Cehenneme atmak üzere size teslim etmektir.”</em></p>
<p><em>Cehennem</em> <em>melekleri hayretler içinde kalmış olarak derler ki: “-Sizler hangi peygamberin ümmetindensiniz?”</em></p>
<p><em>“-Biz</em> <em>şol</em> <em>kişinin</em> <em>ümmetiyiz</em> <em>ki,</em> <em>«Lâ</em> <em>ilâhe</em> <em>illâllah»</em> <em>derdik.</em> <em>Kur’ân-ı</em> <em>Kerîm ona inmişti. Kur’ân okurduk. Günde beş defa namaz kılardık, haftada bir defa Cum’a namazı kılardık. Yılda bir ay oruç tutardık. Yılda iki defa bayram namazı kılardık. Malımızın zekâtını verirdik, şimdi Cehennemin heybetinden, kıyametin korkusundan, </em><em>bu halkın arasında amellerimiz fena oldu. Biz rüsvâ olduk. Peygamberimizin adını unuttuk.”</em></p>
<p><em>Melekler:</em></p>
<p><em>“-Kur’ân-ı</em> <em>Kerîm,</em> <em>Muhammed</em> <em>Mustafa’ya</em> <em>inmiştir.”</em></p>
<p><em>Bunlar Muhammed adını işitince feryâd ederek bağrışırlar ve derler ki:</em></p>
<p><em>“-Biz Muhammed ümmetindeniz. Şimdi anladık!” diyerek ağlaşırlar.</em></p>
<p><em>Bunun üzerine bu melekler bunlara derler ki:</em></p>
<p><em>“-Ey Muhammed ümmeti! Peki, sizin kıldığınız namazlar, tuttuğunuz oruçlar, haclarınız, zekâtlarınız, hayır ve hasenâtınıza ne oldu? Bunların hepsi birleşip sizi niçin cennete götürmedi? Sebep nedir ki burayı boyladınız?”</em></p>
<p><em>Bunlar cevaben derler ki:</em></p>
<p><em>“-Biz o amelleri işlerdik, lâkin Müslümanları incitirdik. Haram yerdik. Elimizin altında olanlara zulmederdik. Mahşer yerine geldiğimizde, bizim üzerimde hakkı olanlar geldiler, bizden haklarını aldılar. Onlar Cennete gittiler. Biz mahrum ve mağbûn olarak Cehenneme gönderildik.”</em></p>
<p>Lâkin insanın elinden «Lâ ilahe illâllah» kelimesinin nûru katiyyen kimse tarafından alınamaz. Zira «Lâ ilâhe İllallâh»a denk hiç bir şey olamaz.</p>
<p><em>“Bunlar, cehennem meleklerine derler ki:</em></p>
<p><em>“-İzin verin de biraz nefislerimiz için ağlaşalım.”</em></p>
<p><em>Kendilerine izin verilir. Öylesine ağlaşırlar ki, gözlerinden kan gelmeye başlar. Cehennem melekleri derler ki:</em></p>
<p><em>“-Siz bu ağlamayı dünyada yapmalıydınız ve kimseleri incitmemeliydiniz, kimsenin hakkını üzerinize geçirmemeliydiniz. Böyle etmiş olsaydınız, burada aslâ, hiç bir azaba uğramazdınız. Şimdi burada ağlamanın ve dövünmenin size hiç bir faydası yoktur.”</em></p>
<p><em>Zebânîlere</em> <em>emrolunur</em> <em>ki:</em></p>
<p><em>“-Geliniz,</em> <em>bunları</em> <em>Cehennem</em> <em>ateşine</em> <em>atınız.”</em></p>
<p><em>Zebâniler gelirler. Bunları yakalarlar Cehennem ateşinin içine bırakıverirler. Bunlar Cehennem ateşini görünce bağrışırlar ve:</em></p>
<p><em>“-Lâ ilâhe illâllah!” derler.</em></p>
<p><em>Bunlardan <strong>«Lâ ilâhe illâllah» </strong>sadâsını duyar duymaz cehennem ateşi bunlardan kaçar, bunları aslâ yakamaz.</em></p>
<p><em>Cehennem melekleri, Cehenneme derler ki:</em></p>
<p><em>“-Niçin</em> <em>bunları</em> <em>yakmazsın? Niçin kaçar gidersin?” Cehennem der ki:</em></p>
<p><em>“-Ben bunlara hücum ettiğimde bunlar <strong>«Lâ ilâhe illâllah» </strong>diyorlar. Böyle dediklerinde kendilerinden bir nûr çıkıyor ki, eğer kaçmazsam o nûr beni söndürüp helâk eder. Bir de Hak Teâlâ, bize</em></p>
<p><strong><em>«Lâ</em></strong> <strong><em>ilahe</em></strong> <strong><em>illallah»</em></strong> <em>diyeni</em> <em>yakmamız</em> <em>hususunda</em> <em>izin</em> <em>vermedi.”</em> <em>Melekler âciz kalırlar ve derler ki:</em></p>
<p><em>“-Eğer bu tâifeyi tutmayıp bırakırsak, bunlar Cehennemin ateşini söndürürler.”</em></p>
<p><em>Sonra Hak Teâlâ’ya niyaz ederler ve derler ki:</em></p>
<p><em>“-Yâ Rabbi, burada bir bölük kavim vardır. Cehennem ateşi, bunlara hücum ettiğinde bunlar «Lâ ilâhe illâllah» demekteler. Bu durumda Cehennem ateşi onlardan kaçmaktadır. Kendilerini ya</em><em>kamamaktadır.</em> <em>Eğer</em> <em>onlar, <strong>«Lâ ilâhe illâllah» </strong>demelerine devam ederlerse, Cehennem ateşini söndürecekler.”</em></p>
<p><em>Hak Teâlâ’dan nidâ gelecek ve diyecek ki:</em></p>
<p><em>“-İhlâs</em> <em>ile</em> <em>«Lâ</em> <em>ilâhe</em> <em>illâllah»</em> <em>diyeni,</em> <em>ben</em> <em>Cehennemde</em> <em>yakmam.</em></p>
<p><em>Onlar</em> <em>benim</em> <em>gerçek</em> <em>zâkirlerimdir. Onları, varın Cennete iletin!”</em></p>
<p><em>Onları</em> <em>Cehennemden</em> <em>çıkarırlar</em> <em>ve</em> <em>nurdan</em> <em>buraklara</em> <em>bindirerek</em> <em>Cennete götürürler.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;a amellerin en sevgilisi</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/allaha-amellerin-en-sevgilisi/1198/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jun 2022 12:38:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Halveti Uşşaki]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Resulullah (sav)]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a amellerin en sevgilisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1198</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit… &#160; Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular ki: “Allâh’a amellerin en sevgilisi, az da olsa devamlı olanıdır”  Ki, evrâda devam eden kişiye ilâhî feyiz gelir. Bu sebeple ehl-i tasavvuf, farzların terkini kabul etmeyip kazâsını istedikleri gibi, evrâdın da terkini (virdini terk edene) kaza etmelerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular ki: <em>“Allâh’a amellerin en sevgilisi, az da olsa devamlı olanıdır”</em></strong></p>
<p><em> </em>Ki, evrâda devam eden kişiye ilâhî feyiz gelir. Bu sebeple ehl-i tasavvuf, farzların terkini kabul etmeyip kazâsını istedikleri gibi, evrâdın da terkini (virdini terk edene) kaza etmelerini emir buyururlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah-akşam O’nu (öyle kimseler) tesbîh eder ki; onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” </strong>(en-Nûr Sûresi, 36-37)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hadîs-i şerîfte:</p>
<p><em>“Bir saat zikrullâh halkasında oturup zikre iştirak etmek, bin senelik ibâdetten hayırlıdır.” </em>buyrulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz:</p>
<p><em>“Mescidlerinizi</em> <em>yollar</em> <em>yapmayınız.</em> <em>Ancak</em> <em>zikir</em> <em>yahut</em> <em>namaz</em> <em>için</em> <em>kullanınız.” </em>buyurmakla câmilerin ancak zikir ve namaz için yapıldığını beyân etmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“…Her kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, </strong>(Rabbin) <strong>onu gittikçe artan bir azaba sokar.” </strong>(el-Cin Sûresi, 17)</p>
<p><strong>“Her kim de zikrimden yüz çevirirse, şüphesiz onun sı- kıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz </strong>(mahşer yerine getireceğiz)<strong>.” </strong>(Tâhâ Sûresi, 124)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hak:</p>
<p><em>“Cenneti yarattım ve cennete yaraşır kimseler de yarattım. Cehennemi de yarattım ve ona yaraşanları da yarattım. Tûbâ ve saâdet, cennete lâyık kıldığım kimselere olsun! Ve veyl ve azap da cehenneme lâyık kıldığım kimselere olsun!” </em>buyurmuştur.</p>
<p>İslâm fakîhleri de mescidlerde ve evlerde cehren zikrin men edilemeyeceği kanaatindedir. Bunun delili:</p>
<p>Nimetü’l-İslâm’ın <strong>“Kitâbü’s-Salât”</strong> (Bâbü İdrâki’l-Farîza) faslının <em>“sün-</em> <em>netleri</em> <em>asıl</em> <em>olan</em> <em>evde</em> <em>kılmaktır”</em> diye başlayan kısmının hâmîşinde, câmilerin te’sisinde asıl olan farzları kılmak olup, sünnetleri evlerde kılmak îcab ettiğini beyân ederken, Tahtâvî’den naklen diyor ki:</p>
<p><em>“Camilerde cehren yapılan zikir halkaları, nâfîle namazlar gibi değildir. Bu zikir meclisleri men edilemez. Çünkü bunları yasak- layan kimseler, bu âyet-i kerîmedeki zâlimlerden sayılacağından bundan sakınmalıdırlar.”</em></p>
<p>Böylelikle câmilerde kurulan zikir meclislerinin yasak edilemeyeceği açıkça bildirilmektedir.</p>
<p>“Ey inananlar, herhangi bir (düşman) topluluk ile karşılaş- tığınız vakit, sebât edin ve Allâh’ı çok zikir eyleyin ki, başarı- ya erebilesiniz.” (el-Enfâl Sûresi, 45)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Abdullah İbn-i Mübarek </strong>Hazretleri diyor ki:</p>
<p>“-Delikanlı iken bir gün bir bahçede idim. Arkadaşlarımla yedik içtik, ud çalarak eğlendik. Gece udu elime aldım. Çalacaktım, ud dile geldi, konuşup bana Hadîd Sûresi’nin 16. âyet-i kerîmesini okudu:</p>
<p>«Îman edenlerin artık Allâh’ı zikir etme ve O’ndan inen Kur’ân sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gel- medi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdi.»</p>
<p>Bunu duyunca, udu yere vurdum, kırdım. Ve beni Allah’tan meşgul eden her şeyi terk ettim.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2>KABUL ET YÂ RÂBBİ, OL HÛZURUNA</h2>
<p><strong> </strong>Âşık oldum Allâh’ım, Senin adına,</p>
<p>Doyamadım yâ Rabbim, zikrin tadına,</p>
<p>Rahmetinle Allâh’ım, affeyle beni,</p>
<p>Kabul eyle yâ Rabbim, ol huzûruna.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Îman ettim Rabbime, tâ kâlu belâda,</p>
<p>Kulluk etmeye geldim, fâni cihâna,</p>
<p>Mahrum eyleme beni, ol dîdârından,</p>
<p>Kabul eyle yâ Rabbim, ol huzûruna.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecelerde gündüzde, zâri zâri ağlarım,</p>
<p>Aman Allâh’ım aman, bir nazar eyle,</p>
<p>Yandır beni Allâh’ım, aşkın nârına,</p>
<p>Kabul eyle yâ Rabbim, ol huzûruna.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu erenler yoluna, her can giremez,</p>
<p>Şayet girse bir kişi, geri dönemez.</p>
<p>Girmek ister bu canım, meydân-ı aşka,</p>
<p>Kabul eyle yâ Rabbim, ol huzûruna.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âşık isen ey Sıddık, sıkı sarıl Kur’ân’a,</p>
<p>Gecelerde gündüzde, de dâim Allah Allah!</p>
<p>Gitmem gayrı kapılara, Sen var iken Allâh’ım,</p>
<p>Kabul eyle yâ Rabbim, ol huzûruna.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhabbetullâh ve Aşk</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/muhabbetullah-ve-ask/1113/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2022 01:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullâh ve Aşk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1113</guid>

					<description><![CDATA[Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit… &#160; Ey azîz! Ehlullah demişlerdir ki: Muhabbet aşkın başlangıcı, aşk ise onun neticesidir. İlâhî aşk; lezzetleri terk etmek ve zahmetlere katlanmaktır. Aşk bir ateş ocağıdır ki, onun alevleri gönüldedir. Aşk, insan için en büyük azaptır. Aşk insanın yüklendiği bir borçtur ki, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey azîz!</p>
<p>Ehlullah demişlerdir ki: Muhabbet aşkın başlangıcı, aşk ise onun neticesidir. İlâhî aşk; lezzetleri terk etmek ve zahmetlere katlanmaktır.</p>
<p>Aşk bir ateş ocağıdır ki, onun alevleri gönüldedir. Aşk, insan için en büyük azaptır. Aşk insanın yüklendiği bir borçtur ki, ödeyici bulunmaz ve insanların yardımıyla o hak ödenmez. Aşk, sahibinin kalbinde öyle bir alevdir ki, Allah’tan gayrısını oraya koymaz, yakar. İlâhî aşk öyle bir ateştir ki, ona tutulanı yakar gider, âşık ise onunla övünür (iftihar eder). Aşk, Allâh’ın kalplere bir ihsân ve ikrâmıdır.</p>
<p>İlâhî aşk öyle bir seraptır ki, onu muhabbet bardağıyla içen âşığın başına köyler, kasabalar, şehirler dar gelir.</p>
<p>Hak aşkı ilâhî bir cevherdir ki, kalplerin derinliklerine indikçe artar. Aşk bir hastalıktır ki, onun ilâcı derdindedir. Yiyecek ve içeceklerden lezzet ve şehvet doğar. Şehvetten sevgi, sevgiden aşk, aşktan vecd meydana gelir. Sonra bunlarla gönül, her türlü maddîvlezzet ve şehvetten uzaklaşır, yalnız mânevî huzur ve lezzetle baş başa kalır.</p>
<p>Aşk, iradenin isteklerine, mâşuka (sevgiliye) olan sevginin üstün gelişidir. Âşıkın alâmetleri; yüzünün sararması, gözünün kararmasıdır, sesinin yakıcılığıyla muhabbet ve meveddetini göstermesidir. Allâh’ın huzurunda sessizlik ve hayret içinde kalmasıdır. Aşk sonsuz bir sevgi olduğundan, seçkin velîlerin sıfatıdır. Muhabbet çalışmakla elde edilir, aşk ise Allah vergisidir. Aşk, mâşukun (sevgilinin) vasfıdır ki, âşıkın kalbine aktarılır.</p>
<p>Aşk, korkağı cesur, anlayışsızı anlayışlı, cimriyi cömert, kibirliyi alçakgönüllü, çirkini güzel yapar. Aşk, sevenler meclisine devam edenleri dost yapar. Sahibine kuvvet ve kudret verir. Aşk öyle bir sultandır ki, hâller ona boyun eğer, akıllar ona itaat eder, kalpler ona bağlanır, duyu organları onunla sıfatlaşır, tertemiz olur, huzur bulur ve onunla sevinir.</p>
<p>Aşk insanları ıslah eder, kusurlarını düzeltir; güzel ahlâka sahip kılar. Aşk bir hâkimdir ki, kapıcısı sabır ve tahammül, hizmet edeni, duyular ve organlarıdır. Âşıkın kusuru, mâşukundan çekingenliği ve eksik taraflarının, ayıplarının onun yanında örtük olmasıdır. Âşıkın kalbi, şevkle şen ve şerefli, rûhu mânevî zevkle sevinçli, gönlü O’na yakın olmak sebebiyle nûrla doludur. Aşk öyle bir illettir ki, serbest ve hür olan kalplere ârız olur.</p>
<p>Seninle bulmuşum ey aşk, râhatı canı</p>
<p>Ki senden aldı gönül, cümle derde dermanı Bir an karar edemez firkatinle can, ey dost Seninle hayy olur ancak bu rûhı insanı.</p>
<p>Bir kâmil zat demiştir ki:</p>
<p>Ârif olan sevinçli olur. Âşık olan Allâh’a yakın olur. Allâh’a yakın olan, O’na kavuşur ve her muradı, dileği yerine gelir.</p>
<p>Aşk, dipsiz bir denizdir ki, onun dalgaları cihanın gözleridir. Aşk koyun kuyruğunu mum, taşı kum eder; yeri yakar, gökleri parçalar. Aşk bir denizdir ki, felekler ve unsurlar onda bir avuç kadardır. Eğer aşk olmazsa, bütün cihan donardı; felekler ve unsurlar (bitki, hayvan, maden, toprak) mahvolur giderdi.</p>
<p>Aşk öyle coşkun bir nehirdir ki, cihan dolabını döndürür.</p>
<p>Aşk, insanın kalbinde vefâlı bir dosttur; kalp onun postudur. Yırtıcı hayvanlar bile, aşkın ne can tatlısı olduğunu bilirler. Çünkü hepsinin hayatı, zevk ve lezzetleri ondandır.</p>
<p>İlâhî aşk, insan aklından şerefli ve üstündür. Temiz bir aşk, Allâh’ın bir vasfıdır.</p>
<p>Aşk bardağının şarabı, hayvânî arzularla dolu bardakları kırar süpürür. Kirli şeylerin aşkı, her ayıbı açığa vurur.</p>
<p>Âkilin (akıl sevdasına düşmüş kişinin) bütün düşündükleri ve çabaları hep şöhret yapmak, ad bırakmak, şân kazanmak içindir. Âşıkın bütün çaba ve himmeti; dünya gâilelerini unutmaktır. Âkilin gayreti, çabası mal ve mülk, zenginlik ve mevki içindir; âşıkın gayreti ise Allah sevgisinde kendinden geçmektir.</p>
<p>Âkil, akla; âşık, aşka itaat eder. Akıllılar, ham (çiğ) ve avâmdır. Âşıklar ise, hâs (öz) ve kirâmdır. Âkil, çeşitli bilgi ve becerileri ister; âşık ancak mânevî zevke isteklidir. Âşık aşkın lezzetini almış, dünya lezzetlerinden arınmıştır.</p>
<p>Âşık mâşuku ile aynı evde, bir ve mahremdir. Âkil ondan mahrum ve yalnızdır. Âşık görünürde fakir ve hakîrdir. Fakat aslında ilâhî aşk, onun ebedî saltanatıdır.</p>
<p>Âşık, aşk evinin hazinesi ve aşk cemâlinin, güzelliğinin aynasıdır. Aşk, saman altında, gizli akan bir nehirdir. Âşıkın cismi bir kan karışımı; kalbi, âlemden gizlidir.</p>
<p>Akıllı, cihan ahvalinin âlimi, bilicisi; gizli sırların câhilidir. Fakat âşık, can ve gönül sırlarının mahremidir ve Hazret-i Yezdan’ın (Allâh’ın) bilicisidir. Akıllıyı akıl, cihanın emîri yapar. Hayranlık ise, âşıkı cihanın kutbu yapar. Âşık, can ve gönül şehirlerini seyreder. İnsan aklı, can ayağının bağıdır.</p>
<p>Âşıkın davranışı ilhama, âkilinki ise vesveseye göredir. Âşık, zevkinden hâl ehline döner, çabasından dili tutulur. Âkil ise, kelime ve sözlükle bülbül kesilir. Herkes bir yöne dönük, âşıksa yönsüze dönüktür.</p>
<p>Aşk ateşi âşıkı yakmıştır. Bunun için o, söz ve fikirleri bırakmıştır. Âşıkın kalbine sırlar akıtılır. Âşıkın meşrebi (huyu) her meşrepten ayrıdır, Âşıkın meşrebi vahdet, mezhebi Allah’tır. Aşk kâmil bir üstattır ki, onunla binlerce ruh arasında birlik olur.</p>
<p>Âşık kendini hakîr ve zelîl eder, mâşuku ise över ve yükseltir. Âşık aşkla dinçleşir, zamana, yıllara bağlı değildir. Âşıka dert ve üzüntü şeker; akıla acı bir belâdır. Âşıkın ruh gıdası hoş, güzel seslerdir. Âşık, güzel yüzlü sevgilisine birden bakınca öyle bir ağlar ki, onu görenler ona bakıp (ölüsü ortada bulunmayan) bu ağlayışa hayran olurlar.</p>
<p>Aşkın baharı solgun olmaz, şevkin kıvılcımları donuk olmaz. Aşk ister mecâzî, ister hakikî olsun, devlet, o âşıkın başına konmuştur. Zira hakîkat, mecâz ile beraberdir. O hazînenin kapısını bu anahtar açar. Aşkın makamı çok yüksektir. Aşk olmadan felekler dönmez, onsuz âlem bu nizamı bulmaz. Aşk varsa âlem hoştur. Âşık olan, ârif ve kâmil insandır. Aşkın vasıfları dille ifade edilemez, ne kadar anlatılsa bitmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3>ÂH BİR GÖRSEM MEVLÂM SENİ</h3>
<p>Aksın gözlerimden yaşım, Hak yoluna koyam başım,</p>
<p>Senden yüzüm döndürmezem, âh bir görsem Mevlâm Seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ver aşkını ben yanayım, yana yana kül olayım,</p>
<p>Yâ Rab Sana kul olayım, âh bir görsem Mevlâm seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neye etsem ben nâzâr, dâim gönlüm Sendedir.</p>
<p>Çek gönlümü Senden yana, âh bir görsem Mevlâm Seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Seni gören kullar ile, beni de kıl onlar ile,</p>
<p>Girsem Cennet bahçesine, âh bir görsem Mevlâm Seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tâ geceler gündüzlerde, aşkın ile yanmışam ben,</p>
<p>Bir kez nazar eyle bana, âh bir görsem Mevlâm seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senden yüzüm döndürmezem, Sensin benim Allâh’ım.</p>
<p>Kabul eyle huzuruna, âh bir görsem Mevlâm Seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kemter Nâcî senin kulun, ey rahmeti bol Allâh’ım,</p>
<p>Senden kalbim döndürmezem, âh bir görsem Mevlâm Seni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tâlib olan yüce Hakk’a, yolunda mukîm ister.</p>
<p>Geceyi gündüze katıp, hemen sa’y u azîm ister</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erenler yolunu izleyip, çizgiden çıkmaya aslâ,</p>
<p>Onun yürüttüğü dâim, sırât-ı mustâkim ister.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah sevgisinin hakikati</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/allah-sevgisinin-hakikati/1109/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jun 2022 07:15:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah sevgisinin hakikati]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1109</guid>

					<description><![CDATA[ Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit… &#160; Allah sevgisi, Allah’tan gayrısını unutmaktır. Sevgi, hayranlık duyan kalpte dâimdir. Allah sevgisi ne ihsanla artar, ne eziyetle eksilir. Muhabbet Allâh’ı bulmaktır. O’ndan gayrı her sevgiyi kalpten atmaktır, yani yok etmektir. Sevgi, kalp tanesini yiyen, kıymetli bir kuştur. Muhabbet, yüksek mânevî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><strong> Uşşaki Şeyhi Sıddık Naci Eren Efendi Hz.’lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit…</strong></em></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah sevgisi, Allah’tan gayrısını unutmaktır. Sevgi, hayranlık duyan kalpte dâimdir. Allah sevgisi ne ihsanla artar, ne eziyetle eksilir. Muhabbet Allâh’ı bulmaktır.</p>
<p>O’ndan gayrı her sevgiyi kalpten atmaktır, yani yok etmektir.</p>
<p>Sevgi, kalp tanesini yiyen, kıymetli bir kuştur. Muhabbet, yüksek mânevî makamların elde edilmesini sağlar. Allah sevgisi, O’nu bilmek, anmak ve O’nunla huzura kavuşmaktır.</p>
<p>Allâh’ı seven, günah işlemez, hiç kimseye zarar vermez.</p>
<p>Sen Allâh’a isyan ediyorsun. Hâlbuki “Ben Allâh’ı seviyorum!” diyorsun. Allah hakkı için bu acayip ve gülünç bir davadır. Eğer muhabbetin olsaydı, Allâh’ı sevseydin ona itaat ederdin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Derler ki:</strong></p>
<p>Bir gün bir cemaat Bağdat’ta <strong>Şeyh Şiblî</strong>’nin ziyaretine gitmişler. Kapıyı çaldıklarında Şiblî:</p>
<p>“-Kimsiniz?” diye seslenmiş. Onlar da:</p>
<p>“-Seni sevenler” diye cevap verince üzerlerine taş yağdırmaya başlamış. İki kişiden başka diğerleri kaçmış. Şiblî, kaçanlara:</p>
<p>“-Hani beni seviyordunuz. Taşlarımdan neden kaçıyorsunuz?” diye seslenmiş ve kapıdaki iki kişiyi:</p>
<p>“-İşte gerçek dost ve sohbetime lâyık sizsiniz!” diyerek içeriye almış.</p>
<p>Demek ki seven, sevgilisinin her şeyine katlanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bâyezid-i Bistamî </strong>naklediyor:</p>
<p><em>“Dört şeyi yanlış anlamışım: Ben Allâh’ı istiyor, O’nu anıyor, O’nu biliyor ve O’nu, seviyordum. Hâlbuki sonradan anladım ki, aksine, benden evvel O beni istiyor, anıyor, biliyor ve seviyormuş.”</em></p>
<p>Allah sevgisi bir sırdır ki, anlatılamaz. Mânevî bir emirdir ki, görünmez. Her kâmil, kendine göre Allah sevgisine ait sözler söylemiş ve onun özellik ve faydalarını türlü şekillerde belirtmiştir. Tâ ki kulların kalplerine özleyiş ve şevkin nûrlu ateşi dolsun ve içten Allah sevgisini istesinler.</p>
<p>Muhabbet ağacının yaprağı şevk (şiddetli arzu); meyvesi aşktır. Şevk muhabbetin neticesidir. Çünkü şevk, muhabbetten doğar. Sonra şevk, gerçek sevgidir. Allâh’ı seven, elbette O’na kavuşmayı özler. Şevkin kemâle varması, nefsi şehvetlerden kesmekle olur. O zaman Allah şevkle sevilir. Şevk muhabbetin cevheridir; aşk ikisinin birleşmiş şeklidir.</p>
<p>Şevk, sevgili anılınca, gönlün heyecanlanmasıdır. Şevk, insanın kalbindeki fitile benzer. Aşk, onun yağı gibidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir kâmile sormuşlar: “-Allâh’ı özledin mi?”</strong></p>
<p>Cevabı şu olmuştur:</p>
<p>“-Ben O&#8217;nu özlemiş değilim. Çünkü özleyiş, kayıp olana, görünmeyene karşı olur. Hâlbuki kayıp olan görünürde ve sen de O&#8217;nun huzurunda isen artık O özlenir mi?”</p>
<p>Allâh’ı özleyen, O’na kalbiyle seslenir ve O’nun sırrıyla münacat eder. Özleyenin alâmeti şudur ki; yaratıcısından hiç bir şey istemez, yalnız ve yalnız O’nun rızasını ister ve gece gündüz O’na yalvarır, görünmesini diler. Özleyen, Allah’tan başka bir şey bilmez, yalnız O’nu bilir.</p>
<p>Mevlâ’ya müştâk olan gönül, cisim ve cânı neyler?! O, her şeyi bırakıp, yalnız O’nu arzu eder.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Teâlâ’yı candan sevme ve adâbı</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/allah-tealayi-candan-sevme-ve-adabi/1101/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 22:40:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Muhabbetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teâlâ’yı candan sevme ve adâbı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1101</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230; &#160; Hadîs-i kudsîler: “Ey Âdemoğlu! Beni seviyorsan gönlünden dünya sevgisini at. Çünkü benim sevgimle dünya sevgisi aynı kalpte birleşemez.” “Ey Âdemoğlu! Kalbini ibadetime boşalt ki, sevgimle doldurayım. Bana dön ki, sana yardımcı olayım.” “Nâfileleri kılmakla Bana yaklaşan kulumu severim. Sevince de, onun işiten [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230;</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hadîs-i kudsîler:</strong></p>
<p><em>“Ey</em> <em>Âdemoğlu!</em> <em>Beni</em> <em>seviyorsan</em> <em>gönlünden</em> <em>dünya sevgisini at.</em></p>
<p><em>Çünkü</em> <em>benim</em> <em>sevgimle</em> <em>dünya</em> <em>sevgisi aynı kalpte birleşemez.”</em></p>
<p><em>“Ey Âdemoğlu! Kalbini ibadetime boşalt ki, sevgimle doldurayım. Bana dön ki, sana yardımcı olayım.”</em></p>
<p><em>“Nâfileleri kılmakla Bana yaklaşan kulumu severim. Sevince de, onun işiten kulağı, gören gözü, hareket eden eli ve ayağı olurum. İşitmesi, görmesi ve yürümesi benimle olur.”</em></p>
<p><em>“Beni</em> <em>sevenler</em> <em>bana erer.”</em></p>
<p><em>“Ey kulum! Bendeki hakkın için, ben seni severim. Sendeki hakkım için de sen beni sev.”</em></p>
<p><em>“Beni fazla zikreden kuluma âşık olurum. O zaman o da bana âşık olur ve beni bulur.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hazret-i Peygamber (s.a.v.) ümmetine şefkatle Allah sevgisini müjdelemiş ve nasıl sevileceğinin yollarını bildirmiştir. Nitekim hadîs-i şerîflerde şöyle buyrulmuştur:</strong></p>
<p><em>“Allâh’ın yüz rahmeti vardır. Biri halkın birbirine merhamet etmeleri; doksan dokuzu ise, kıyamet gününde Cenâb-ı Hakk’ın kullarına merhamet etmesidir.”</em></p>
<p><em>“Allah,</em> <em>cemîldir</em> <em>(güzeldir),</em> <em>güzeli</em> <em>sever.”</em></p>
<p><em>“Allah bir kulunu sevse, yer ve gökteki bütün yaratıklar da onu sever.”</em></p>
<p><em>“Allâh’ın kullarına olan şefkat ve merhameti, bir annenin evlâdına olan şefkat ve merhametinden çok üstün ve fazladır.”</em></p>
<p><em>“Allâh’ı</em> <em>seven,</em> <em>Kur’ân</em> <em>okumasını</em> <em>da</em> <em>sever</em> <em>ve</em> <em>ona</em> <em>devam</em> <em>eder.”</em> <em>“Herkes, sevdiği kimse iledir.”</em></p>
<p><em>“Allah</em> <em>için</em> <em>seven,</em> <em>Allah</em> <em>tarafından</em> <em>sevilir.”</em></p>
<p><em>“Kim ki Allâh’ı çok zikrederse, Allah da onu çok sever.” “Allah, kulları arasındaki samimiyetten hoşlanır.”</em></p>
<p><em>“Kalbinde Allah sevgisini duyan bilsin ki, Allah da onu sever.</em></p>
<p><em>Çünkü</em> <em>o</em> <em>sevgi,</em> <em>kendisine</em> <em>Allah tarafından gelmiştir.”</em></p>
<p>Hazret-i Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken mübarek göğsünden bir ses işitilir ve nefesinden gül ve reyhân kokusu alınırdı.</p>
<p><strong>Ebû</strong> <strong>Bekir</strong> (r.a.)’ın yüreği sevgi ateşiyle öyle yanardı ki, mübarek ağzından, yanmış ciğer kokusu duyulurdu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ârif ona derler ki…</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/arif-ona-derler-ki/1098/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 11:34:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Marifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[arif]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1098</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230; Ey ihvân! Ârif ona derler ki… Ârif odur ki, hiç bir iş ve faaliyet, onu Allâh’ı ile meşgul olmaktan alıkoyamaz. Bir an bile Allâh’ın huzurundan ayrılıp gafil olmaz. Ârif odur ki, kendisi susar ve Hak onun sırlarından söyler. Ârif odur ki, mâsivâyı bırakıp, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah isimli eserinden bir kesit&#8230;</strong></em></p>
<h2>Ey ihvân! Ârif ona derler ki…</h2>
<p>Ârif odur ki, hiç bir iş ve faaliyet, onu Allâh’ı ile meşgul olmaktan alıkoyamaz. Bir an bile Allâh’ın huzurundan ayrılıp gafil olmaz. Ârif odur ki, kendisi susar ve Hak onun sırlarından söyler. Ârif odur ki, mâsivâyı bırakıp, bildiğiyle (Allah’la) meşguldür. Ârif odur ki, kendi tedbirini bırakır, Hakk’ın tedbirine sarılır, onu bekler ve ona önem verir. Ârif odur ki, hiç bir şeyle üzülmez; her ne olsa sevinir, üzüntüsü kalmaz.</p>
<p>Ârif odur ki, bu geniş dünya, onun başına dar gelir; halktan kaçıp Allâh’a varır ve O’nun huzur ve ünsiyetinde rahatı bulur. Ârif odur ki, derin ve devamlı düşüncesiyle melekler âlemini aşar. Hakkı Hak ile bilir ve Hakk’ın nûru ile âleme vâkıf olur, onun sırlarını bilir.</p>
<p>Ârif odur ki, gönül bahçesinde gezer, can havuzunda yüzer ve Allâh’ına kalbiyle münâcâatta bulunup, yalvarıp arzularını O’ndan ister. Ârif odur ki, Hak’tan başkasını düşünmez, hak olmayanı konuşmaz ve nefsi için Hak’tan başkasını koruyucu bilmez.</p>
<p>İlim nehirdir, hikmet denizdir. Âlimler, nehirleri tavaf eder, hikmet sahipleri denizlere dalarlar, ârifler ise kurtuluş gemilerinde gezerler. Ârif odur ki, Allâh’ın sırlarını ehli olmayana, anlamayana açıklamaz, sevinç ve acılarını kimseye söylemez.</p>
<p>Ârifin alâmeti şudur: Allâh’ı ile olduğu zaman övünür, nefsi ile kalınca kendini hakîr (aşağı) görür. Âbid cismini, ârif canını eritir. Ârifin kalbi, hikmet kandilidir. Mârifet de o kandilin fitilidir. Yağı sevgidir, ışığı melekler âleminin nûrudur. Âlime edep, âbide istek, ârife zevk ve rızâ lâzımdır. Çünkü ârif bildiğiyle (Allah’la) daimî mânevî sevinç içindedir. Zâhidin alâmeti, dünyayı terk etmektir. Ârifin alâmeti, duâ ve Allâh’ın medh ü senâsıdır.</p>
<p><strong>Ey azîz! Erenler demişler ki:</strong></p>
<p>Ârif, her şeyi, hattâ kendini terk edip, varlığının yükünden kurtulduğu zaman, muhakkak gönül âlemine girer. Sonra hayal atına</p>
<p>binip nice günler giderek tevekkül dağlarını aşar. Tefviz çölünü geçer ve sabır alanını seyrederek gider. En sonunda rızâ bahçesine gelir. Oradan da irfan bostanlarına ulaşır. Sonra sevgi meclisine girip üns ve huzura kavuşur. Sonra serili yatağa çıkıp, münâcaat ve yakınlık mertebelerine nâil olur. Sonra en güzel ahlâk ve sıfatlarla ilâhî isimlerden hil’atlerini giyinip, bu keramet ve izzetlere ve bu makamların lezzetlerine nâil olan ârif, ömrü boyunca bu hâllerin nimetleri içinde yaşar, sonsuz mânevî saadetlere kavuşur. Bu kulun cismi dünyada olsa da, kalbi âhirete bağlıdır.</p>
<p><strong>Bir hadîs-i şerîfte buyrulmuştur ki;</strong></p>
<p><em>“Dünyada muhakkak bir cennet vardır. Onu bulan kimsede Cennet arzusu kalmaz. O cennet de mârifetullahtır.”</em></p>
<p><strong>Ve yine bir hadiste şöyle buyrulmuştur:</strong></p>
<p><em>“İnsanlar bu dünyadan göçüp gittiler. Hâlbuki buranın en hoş ve lezzetli zevklerini tatmadan öldüler. Bu lezzetli şey de Allâh’ı bilmektir ki, bu dünyadaki her nimetten lezzetli ve zevklidir.”</em></p>
<p><strong>Hazret-i Ali </strong>(r.a.) buyurmuş ki:</p>
<p><em>“Âhirette</em> <em>Cennet</em> <em>bulan</em> <em>kimseye</em> <em>şaşılmaz.</em> <em>Asıl</em> <em>bu</em> <em>dünyada</em> <em>Cen</em><em>net</em> <em>bulan</em> <em>kimseye</em> <em>şaşmak</em> <em>gerekir.</em> <em>Ve</em> <em>yine</em> <em>bir</em> <em>kimsenin</em> <em>âhirette</em> <em>Cen</em><em>net’e</em> <em>girmekle</em> <em>övünmesine</em> <em>şaşmamalıdır.</em> <em>Belki</em> <em>bu</em> <em>dünyada</em> <em>o</em> <em>kimse</em><em>nin</em> <em>Cennete</em> <em>girmesinden</em> <em>dolayı</em> <em>övünmesine</em> <em>şaşmak</em> <em>lâzımdır.”</em></p>
<p>Ârifi billâh, Cennet nimet ve lezzetlerine gömülmüş olup sevinç ve izzet içindedir. Nitekim âhirete göçüp Cennete giren kimse, ölüm ve hastalık derdinden, fakirlik ve zilletin acı ve kederinden kurtulduğu gibi, ârifi billâh olan kimse de korku ve elemden, dünyanın bütün mihnet ve güçlüklerinden kurtulur.</p>
<h3></h3>
<h3>CANIM ARZULAR SENİ</h3>
<p><strong> </strong>Yâ ilâhî, Rahmân’ım, Aşkından perişanım, Bir kez nazar kıl bana, Rûhum arzular Seni.</p>
<p>Ben tâ kâlu belâda, Âşık oldum Zâtına, Dünyâda ve uhrâda Canım arzular Seni.</p>
<p>Sen var iken Allâh’ım, Ben kime yalvarayım. İhsânın bol, lütfun bol, Kalbim arzular Seni.</p>
<p>Zâhir ve bâtınımı, Kılma cüdâ Zâtından.</p>
<p>Sensin benim güvencim, Cismim arzular Seni.</p>
<p>Yâ Rab, Senin aşkınla Fahri âlem görünür.</p>
<p>Dîdârına âşıkım, Canım arzular Seni.</p>
<p>Ey güzeller güzeli, Yoktur Senin nazîrin. Sıddık, Senin kulundur Ruhum arzular Seni.</p>
<p>Aşka düşen zâkirler, hep derler Allah Allah, Hep erenler bu yolda, eylediler can fedâ.</p>
<p>Aşksız insan olur mu, Mevlâ’sını bulur mu? Aşkın her bir damlası, gönülde ummân ola.</p>
<p>Sıddık aşka tâlib ol, yan Rahmân’ın aşkına. Rağbet etme cihâna, saltanata, makâma…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muslumaniz Elhamdulillah</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/muslumaniz-elhamdulillah/1094/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 11:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Muslumaniz Elhamdulillah]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1094</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah eserinin önsözü &#160;  Cümle mevcûdâtı var eden, varlığından hâberdar eden âşık kullarının kalp gözlerini açan, mârifetinin nûru ile rızâ-ı bârîsine erdiren yüceler yücesi Allah Teâlâ’ya sayısız şükür ve hamd ü senalar olsun. Yaratılışların en hayırlısı, Peygamberlerin evveli ve âhiri, Mu- hammed Mustafa (s.a.v)’e O’nun ehl-i beyt ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Sıddık Naci Eren Efendi Hz.&#8217;lerinin (ks) Muslumaniz Elhamdulillah eserinin önsözü</h2>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong>Cümle mevcûdâtı var eden, varlığından hâberdar eden âşık kullarının kalp gözlerini açan, mârifetinin nûru ile rızâ-ı bârîsine erdiren yüceler yücesi Allah Teâlâ’ya sayısız şükür ve hamd ü senalar olsun.</p>
<p>Yaratılışların en hayırlısı, Peygamberlerin evveli ve âhiri, Mu- hammed Mustafa (s.a.v)’e O’nun ehl-i beyt ve ashâbına, sayısız salât ü selâm olsun.</p>
<p>Âriflerin kalbini, sırların keşfine açan Allah Teâlâ’ya hamd ol- sun. Allah (c.c.) cemâline susamış olanların gönüllerini nûrlandır- dı. Ehl-i zikrin içini Esmâ’nın tecellileriyle yıkadı. İbâdet neş’esi ile kulluğun zevkine erdirdi. Aşkının ateşi ile gönülleri tutuşturdu. Sohbet ve muhabbetiyle sâliklere kemâl yolunu açtı.</p>
<p>Habîbiyet (Peygamberlik) iltifatı ile Zâtına dost edindiği Haz- ret-i Muhammed Mustafa’ya salât ü selâm olsun. O, öyle bir Habî- bullah ki, O’nun gördüğünü kimse görmemiş, onun erdiğine kimse ermemiştir. Her birisi birer hidâyet güneşi olan O’nun âline, as- hâbına ve etbâınada, salât ü selâm olsun.</p>
<p><strong>Yâ Râb, bizi Habibi’nin ve Onun ashâbının yolundan ayırma.</strong></p>
<p><strong>Kendi dostluğuna seçtiğin kullarınla iki cihanda beraber eyle.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey muhterem ehl-i imân, elinizdeki bu kitap; kaynağı Hazret-i Muhammed (s.a.v.)’in ruhânî hayatı olan, tasavvuf ilminden; “veli- ler” dediğimiz, Allâh’a dost olan büyük insanların hâllerinden, de- rece ve ahlâklarından, usul-i târikat-ı âliyyenin edeb ve erkânın- dan bahseder.</p>
<p>Bu eserde, Allah Teâlâ’ya vuslat azminde ve yolunda olanlar için, tasavvufa âit meseleler, tam bir açıklıkla ortaya konmuş; her hususta Allah ve Resûlü’ne âşık olanların istifadelerine arz edil- miştir.</p>
<p>Bu kitap, okuyucunun irşâdına hizmeti itibariyle mübarek bir kitaptır. Gerek rûhânî ve gerekse nefsânî, bilumum tarikatlarda, müridi ilgilendiren usûl ve kaideleri içinde bulundurmaktadır.</p>
<p>Yüce Allâh’a hamdolsun ki; bu eseri nice kıymetli eserlerden en güzeli ve en faydalı, cazibeli mevzuları derleyip Hak yolcuları olan âşık ve sâdıklar okudukça, kalplerinde ilâhî ve nûrânî feyizle- rin filizlenmesine, inşâallah vesile olacaktır.</p>
<p>Her asırda birçok velî, ârif ve sâdık kimse yetişmiştir. Onların mânâ deryasından, İslâm Âlemi üzerine serptikleri hayret verici incileri sıralayacak; ruhlara gıda veren sohbet ve öğütlerinden, istîdâdı olan mü’minler ile ehl-i zikre fayda verecek bir eser olması hususunda Cenâb-ı Hak’tan yardım ve hidâyet isteriz.</p>
<p>Tevfık ve inayet yalnız Allah’tandır. Kalpleri hidâyete eriştiren de ancak O’dur.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1095" src="https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1769" srcset="https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-scaled.jpg 2560w, https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-300x207.jpg 300w, https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-1024x708.jpg 1024w, https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-768x531.jpg 768w, https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-1536x1061.jpg 1536w, https://www.siddiknacieren.com/wp-content/uploads/2022/06/MuslumanizElhamdulillah_Kapak-2048x1415.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cenâb-ı Hak Bir Kulunu Severse, Cümle Mevcûdâta Sevdirir</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/cenab-i-hak-bir-kulunu-severse-cumle-mevcudata-sevdirir/1046/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 06:27:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1046</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz’lerinin (kS) Müslümanız Elhamdülillah Cümle Tarîk Bir Değil Mi? isimli eserinden CENÂB-I HAK BİR KULUNU SEVERSE, CÜMLE MEVCÛDÂTA SEVDİRİR Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuştur: “Cenâb-ı Hak, bir kulunu sevince onun sevgisini nice insanların kalbine akıtır. O kulun sevgisi gönüllere ekilince, onun semeresi halkın ona ikram etmesi ve âlemin ona hürmet ve şefkat göstermesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Sıddık Naci Eren Efendi Hz’lerinin (kS) Müslümanız Elhamdülillah Cümle Tarîk Bir Değil Mi? isimli eserinden</em></strong></p>
<p><strong>CENÂB-I HAK BİR KULUNU SEVERSE, CÜMLE MEVCÛDÂTA SEVDİRİR</strong></p>
<p>Rasûlullah (s.a.v.) buyurmuştur:</p>
<p>“Cenâb-ı Hak, bir kulunu sevince onun sevgisini nice insanların kalbine akıtır. O kulun sevgisi gönüllere ekilince, onun semeresi halkın ona ikram etmesi ve âlemin ona hürmet ve şefkat göstermesi olur. Ve onu sevenler, Allâh’ı da severler, ona bağlananlar Allâh’a yaklaşırlar.”</p>
<p>Kulun yaratıcısına, yani Allâh’a olan sevgisi, Allâh’ın ona olan sevgisinin gereğidir. Çünkü eğer Allâh’ın lütuf ve inâyeti olmasa o, kulun Allâh’ı sevmesi ve velilik mertebesine ermesi imkânsızdır.</p>
<p>Ancak Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve dileği olacak ki, o kul Allâh’ı sevebilsin ve velî olsun.</p>
<p>Allah sevgisinin halk arasında yayılmasının sebebi, ruhların birbirini tanımış olması ve bunun sonucu olarak bedenlerin birbirlerine kavuşmasıdır. Bu sevginin semereleri de dostların Allah sevgisini kazanmalarıdır. Bu sevgi Allâh’ındır ve ondan gelmektedir. Çünkü bu sevgi, ilâhî bir nûrdur ki, dostların gözleri onunla aydınlanır ve onunla görür. Ve öyle bir şaraptır ki, canları kana kana içerek doyar.</p>
<p>Bunlar Allâh’ın huzurunda sonsuz manevî zevk ve sevince varmışlardır. Bu muhabbet-i Zâtiye ile birleşen dostlar, sıdk ve safâ ehlidir ki, bunlar ezel ve ebed içinde, mal-mülk ve evlâda olan sevgiden daha üstün bir sevgiyle birbirlerine âşık olurlar. İyilik ve yardımlaşmada birbirleriyle yarışırlar. Ve bağlılıklarını her fırsatta kuvvetlendirirler. Bunlar Allâh’ın velîleridir ve Allâh’ın huzuruna varmak için, gönülleri dergâh hâline dönmüştür.</p>
<p>Cenâb-ı Hak, onlardan mahlûkatına rahmet gözü ile bakmaktadır. Ve onlar vasıtasıyla kul, Allâh’a yakınlaşmıştır. Onları seven, muhakkak ki, çok sağlam bir ipe tutunmuştur. Ve yüksek saadete erenlerin zümresine girmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cân-u Gönülden Allâh’ı (c.c.) Sevmek</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/can-u-gonulden-allahi-c-c-sevmek/1043/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör2]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 May 2022 13:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=1043</guid>

					<description><![CDATA[Sıddık Naci Eren Efendi Hz&#8217;lerinin (kS) Müslümanız Elhamdülillah Cümle Tarîk Bir Değil Mi? isimli eserinden Muhabbet ağacının yaprağı şevk (şiddetli arzu), meyvesi aşktır. Şevk, muhabbetin neticesidir. Çünkü şevk, muhabbetten doğar. Zira şevk, gerçek sevgidir. Allah Teâlâ’yı seven, elbette O’na kavuşmayı özler. Şevkin kemâle varması, nefsi şehvetlerden kesmekle olur. O, zaman Allah, şevkle sevilir. Şevk muhabbetin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sıddık Naci Eren Efendi Hz&#8217;lerinin (kS) Müslümanız Elhamdülillah Cümle Tarîk Bir Değil Mi? isimli eserinden</strong></p>
<p>Muhabbet ağacının yaprağı şevk (şiddetli arzu), meyvesi aşktır. Şevk, muhabbetin neticesidir. Çünkü şevk, muhabbetten doğar. Zira şevk, gerçek sevgidir. Allah Teâlâ’yı seven, elbette O’na kavuşmayı özler. Şevkin kemâle varması, nefsi şehvetlerden kesmekle olur. O, zaman Allah, şevkle sevilir. Şevk muhabbetin cevheridir. Aşk ise, ikisinin birleşmesidir.</p>
<p>Şevk, sevgili anılınca, gönlün heyecanlanmasıdır. Şevk, insanın kalbinde, kandildeki fitile benzer; aşk ise onun yağı gibidir.</p>
<p>Özleyenin gönlü, Allah nûru ile aydınlanmıştır. Özleyiş uyanır ve harekete geçince o nûr, yerle gök arasında ışık verir.</p>
<p>Erenlerden Râbiatü’l-Adeviye (Allâh’ın rahmeti üzerine olsun) demiştir ki:</p>
<p>“-Vallahi, ben O’na, ne ateşten korktuğum için, ne de cennete girmek için ibadet ediyorum, O’na şiddetli olan şevk ve sevgiden dolayı ibadet ediyorum.”</p>
<p>Esâsen şevk ateşiyle yananı, cehennem ateşi nasıl yakar? Allâh’ı özleyeni herkes özler. Allâh’ı özleyen, elbette O’nun huzuruna varır.</p>
<p>Bir kâmile sormuşlar;</p>
<p>“-Allâh’ı özledin mi?” cevabı şu olmuştur.</p>
<p>“-Ben onu özlemiş değilim. Çünkü özleyiş, kayıp olana, görünmeyene karşı olur. Hâlbuki kayıp olan, görünürde ve O’nun huzurunda isen artık o özlenir mi? Allâh’ı özleyen, ona kalbiyle seslenir.</p>
<p>Ve onun sırrıyla münacaat eder (ona yalvarışta bulunur).”</p>
<p>Şevk ile özleyiş farkı şudur: Şevk onu görmekle durulur.</p>
<p>Özleyiş onu görebilmek için artar. Şevk, seçkin velilere özleyiş, seçkinlerin seçkinine mahsustur.</p>
<p>Allah Rasûlü’nden (s.a.v) Rivâyet Olunur ki:</p>
<p>“Beş şeyden evvel beş şeyi ganimet bil.</p>
<p>İhtiyarlık gelmezden evvel gençliğini ibadet etmekle geçir.</p>
<p>Hastalıktan evvel sıhhatinin kıymetini bilip amel-i sâlih işle.</p>
<p>Fakirliğinden evvel zenginliğinin kıymetini bilip, nafakandan fazlasını fukaraya sadaka ver.</p>
<p>Ölümden evvel hayatını, yani ölümden sonra faydasını göreceğin şeyleri Allah için, hayatta iken edâ eyle.</p>
<p>Meşguliyetten evvel boş vaktini, Allah için taat ve ibadet ile değerlendir. Çünkü kabir, ilk konaktır. Evveli ise, bu dünyada vaktini ganimet bilmektir.”</p>
<p>* * *</p>
<p><strong>Allâh’ın Rasûlü (s.a.v.) buyuruyor:</strong></p>
<p>“Ümmetim üzerine bir zaman gelecek ki, beş şeyi sevecekler ve beş şeyi unutacaklar.</p>
<p>Dünyayı sevecekler, âhireti unutacaklar.</p>
<p>Hayatı sevecekler, ölümü unutacaklar.</p>
<p>Köşkleri, sarayları sevecekler; kabri unutacaklar.</p>
<p>Malı sevecekler, hesabı vereceğini unutacaklar.</p>
<p>Halkı sevecekler, Hakk’ı unutacaklar.”</p>
<p>* * *</p>
<p><strong>Allâh’ın Rasûlü (s.a.v); gülmenin istilâ ettiği bir meclise uğradı.</strong></p>
<p>Onlara dedi ki:</p>
<p>“-Meclisinizi lezzetlerin kederleriyle karıştırdınız.” Onlar:</p>
<p>“-Lezzetlerin kederi nedir, yâ Rasûlullah?” diye sordular. Rasûlullah da:</p>
<p>“-Ölümdür.” buyurdu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanlıkta İbadet Ahlak ve Adab&#8217;ın İçindekileri</title>
		<link>https://www.siddiknacieren.com/kitaplari/siddik-naci-eren-efendinin-kitaplarindan-muslumanlikta-ibadet-ahlak-ve-adabin-icindekileri/854/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Editör1]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2022 11:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitapları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.siddiknacieren.com/?p=854</guid>

					<description><![CDATA[Uşşâkî Meşayıhı Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarından: Müslümanlıkta İbadet Ahlak ve Adab kitabının içindekileri dikkatinize sunuyoruz : &#160; İçindekiler &#160; Takdim &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 3 Önsöz &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 5 Cenab-ı Hakk&#8217;ı Tanımanın  Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 7 Fahr-i Alem Efendimize Tabii Olmanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 10 Aleyhisselatü Vesselam Efendimize Salavat-ı Şerife Getirmenin Adabı &#8230;. 12 Süfyan-ı Sevri (r.a.) Anlatıyor &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 13 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uşşâkî Meşayıhı Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarından: Müslümanlıkta İbadet Ahlak ve Adab kitabının içindekileri dikkatinize sunuyoruz :</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Takdim &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 3<br />
Önsöz &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 5<br />
Cenab-ı Hakk&#8217;ı Tanımanın  Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 7<br />
Fahr-i Alem Efendimize Tabii Olmanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 10<br />
Aleyhisselatü Vesselam Efendimize Salavat-ı Şerife Getirmenin Adabı &#8230;. 12<br />
Süfyan-ı Sevri (r.a.) Anlatıyor &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 13<br />
Hikaye &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 14<br />
Salavat-ı Şerife Getirmenin Fazileti. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 15<br />
Resül-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimizin Mu&#8217;cizeleri &#8230;&#8230;. 16<br />
Mu&#8217;cizelerin Devamı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 18<br />
Hz. Ebu Bekir (r.a.) Menakıbı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 23<br />
Hz. Ömer (r.a.) Menakıbı. &#8230;. 26<br />
Hz. Osman (r.a.) Menakıbı.. 30<br />
Hz. Ali (r.a.) Menakıbı. &#8230;&#8230;.. 34<br />
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ali&#8217;nin Münazarası &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 38<br />
Aşere-i Mübeşşere &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 43<br />
Cenab-ı Peygamber (s.a.v.)&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;i&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 44<br />
Ashab-ı Kiram&#8217;ın Menkıbeleri &#8230;&#8230; &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 63<br />
Ümmet-i Merhumenin Menkıbeleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 65<br />
Şeriat-Tarikat-Hakikat-Ma&#8217;rifet &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 81<br />
Şeriat&#8217;la Tarikat ve Şeriat&#8217;la Hakikat Arasındaki Farklar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 82<br />
Ey Öğrenmeye İstekli Olan Salik &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 85</p>
<p>Büyük Mürşid Necmeddin-i Kübra (k.s.) Hz. Diyor ki &#8230;. 86<br />
İmanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 88<br />
Ashab-ı Kiram&#8217;a Dil Uzatmamalıdır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 92<br />
Kureyş&#8217;e Muhabbetin İmandan Olduğu &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 93<br />
Sabah Namazının Farzı ile Sünneti Arasında Okunacak Dua &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 94<br />
Taharetin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 96<br />
Abdest Almanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;. 99<br />
Misvak Kullanmanın  Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 100<br />
Gusül Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230; 111<br />
Mescide Devam Etmenin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 113<br />
Ezan Okumanın Adabı &#8230;&#8230;. 121<br />
Namaz Kılmanın Adabı &#8230;.. 124<br />
Dua Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 138<br />
Enes (r.a.) Hz. Buyuruyor ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 148<br />
Evi Nafile İbadetlerle Süslemek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 151<br />
İşrak ve Duha Namazlarının Fazileti Hakkında Varid Olan Hadisler &#8230;. 154<br />
Duha Namazının Faziletleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 155<br />
Duha Namazı ile ilgili Hadisler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 160<br />
Evvabin Namazının Fazileti ve  Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 162<br />
Teheccüd Namazı Hakkındaki Varid olan Ayetler ve Sahih Hadisler &#8230;.. 164<br />
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz  Buyurur ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 166</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Buyruluyor ki. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 167<br />
Sahabeden Muğire Bin Şu&#8217;be (r.a.) Diyor ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 169<br />
Bir Hadisi Şerifte Buyruluyor ki. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 172<br />
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz  Buyurdular ki.. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 174<br />
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Buyurdular ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 176<br />
Şeytanların Uyuyan Kimseyi Aldatması &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 178<br />
Kişi Sevdiği ile Beraberdir ……….   181<br />
Çok Uyumanın Zararları, Az Uyumanın Faydaları. &#8230;&#8230;&#8230;. 184<br />
Uzletin Faydaları ve Adabı ……187<br />
Peygamberimizin Hırkasının Veysel Karani&#8217;ye Verilmesi. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 189<br />
Kelime-i Tevhid&#8217;in Fazileti ……….190<br />
Hak Teala Nida Edip Diyecek ki. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 194<br />
Kur&#8217;an Okumanın Adabı. &#8230;. 195<br />
Hz. Ebu Hüreyre&#8217;den (r.a.) Rivayet Olunmuştur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..201<br />
Sure-i Yusuf&#8217;dan Bahs Olunur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.203<br />
Amellere Niyet Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;207<br />
Mü&#8217;minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..209<br />
Cuma Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 211<br />
Oruç Tutmanın Adabı. &#8230;&#8230;&#8230; 214<br />
Bayramların Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 218<br />
Kurban Kesmenin Adabı &#8230;..220<br />
Zikir Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;.. 223<br />
Zikre Devam Etmenin Fazilet ve Faydaları. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 225<br />
Zikr-i Cehri ve Zikr-i Ha&#8217;fi&#8217;nin Usul ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 227<br />
Zikr Farz Olmayan Oruçtan Efdaldir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 229</p>
<p>Resül-ü Ekrem (s.a.v.) Buyurdular ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 230<br />
Malik-i İbni Dinar Hz. Buyurdular ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 232<br />
Sabah Namazından Sonra Zikr Etmenin Adabı ve Fazileti …. 235<br />
Resulüllah (s.a.v.) Buyurmuş ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 236<br />
Ramüz&#8217;ül-Ehadis Şerhinde Buyruluyor ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 238<br />
Amellerin En Üstününden Bahsedilir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 239<br />
Ebu Hüreyre (r.a.) Diyor ki …….. 241<br />
Çok Yemenin Zararları &#8230;&#8230; 243<br />
Az Uyumanın Faydaları Çok Uyumanın Zararları. &#8230;&#8230;&#8230;. 245<br />
Az Konuşmanın Faydaları Çok Konuşmanın Zararları &#8230;&#8230;. 248<br />
Lisanı Koruma, Sırları Örtme Afetlerden Korunma &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 250<br />
Besmele-i Şerifin Fazileti ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 253<br />
Şeyhinden Sır İsteyen Mürid &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 256<br />
Halka-i Zikr &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 260<br />
Mürşid-i Kamil Bekir Sıdkı Visali Hz.&#8217;nin Sofra Duası &#8230;&#8230;.. 261<br />
Dua&#8217;dan Sonra Gülbenk Çekilir&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 262<br />
Zikrullah Meclislerinde Dua&#8217;dan Sonra Çekilen Gül bengi Muhammed-i &#8230; 263<br />
Ehl-i Zikr&#8217;in Vazifeleri ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 265<br />
Oniki Piran ve Evliyaullah &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 272<br />
Ehlullahta Bulunması Lazım Olan Sıfatlar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 274<br />
Nefs-i Emmare&#8217;nin Aslı &#8230;.. 277<br />
Nefs-i Levvame&#8217;nin Aslı &#8230;.. 278<br />
Nefs-i Mülhime&#8217;nin Aslı &#8230;.. 279<br />
Nefs-i Mutmainne&#8217;nin Aslı 280</p>
<p>Nefs-i Radiye&#8217;nin Aslı. &#8230;&#8230;.. 281<br />
Nefs-i Merdiyye&#8217;nin Aslı &#8230;.. 282<br />
Nefs-i Safiye&#8217;nin Aslı &#8230;&#8230;&#8230;.283<br />
Yedinci Daire Nefs-i Safiyedir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 284<br />
Sekizinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 284<br />
Dokuzuncu Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 285<br />
Onuncu Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 285<br />
Onbirinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 286<br />
Onikinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 286<br />
Onüçüncü Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 286<br />
Ondördüncü Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;286<br />
Onbeşinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 287<br />
Onaltıncı Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.&#8217;287<br />
Onyedinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 287<br />
Onsekizinci Makam &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 287<br />
Allah&#8217;ın Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 288<br />
Hu&#8217;nun Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 289<br />
Hakk&#8217;ın Manası &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 289<br />
Hay&#8217;yın Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 289<br />
Kayyum&#8217; un Manası &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 289<br />
Kahhar&#8217;ın Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 289<br />
Fettah&#8217;ın Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..290<br />
Vahid&#8217;in Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 291<br />
Ahad&#8217;ın Manası &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 291<br />
Samed&#8217;in Manası. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 291<br />
Teveccüh &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 292<br />
Teveccüh Etmenin Usul ve Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 293<br />
Rabıta ve Onun Keyfiyeti.. &#8230; 294<br />
İsm-i Celal, Kelime-i Tevhid ve Murakabe &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;296<br />
Tarik-i Ruhaniye Nedir &#8230;&#8230; 297<br />
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz Nasıl Müşahade Olunur &#8230;&#8230;..301<br />
Sırat-ı Müstakim Nedir &#8230;&#8230;.302<br />
Kur&#8217;an ve İnsan İki İkizdiler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..303<br />
Nasihat &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;305<br />
Zira Tarik Yetmişüçtür &#8230;&#8230;.305<br />
Macna Aleyhi ve Ashabı. &#8230;. 306</p>
<p>Evliyaullah Kelamları. &#8230;.. 309<br />
Allah&#8217;ın Resulü (s.a.v.) Buyuruyor ki.. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 312<br />
Allahu Teala&#8217;yı Sevmenin Fazileti ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 318<br />
Hakiki Gerçek Aşkı Bildirir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 319<br />
Edeb Ya Hu &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 320<br />
Müridin Şeyhine Karşı Edepleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 321<br />
Mürid Şeyhinde Kusur Aramamalıdır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 323<br />
Müridin Şeyhine Karşı Edeb ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 326<br />
Seyyid İbrahim Dussuki Hz. Şöyle Dedi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 328<br />
Halkın İltifatına Aldırış Etmemek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 331<br />
Müşavere Etmenin Adabı. &#8230; 332<br />
Nikahın Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 334<br />
Akika Kurbanı Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;. 349<br />
Çocuk Emzirmenin Adabı. &#8230;. 351<br />
Çocuğa İsim Koymanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 352<br />
Emr-i Bil Ma&#8217;ruf ve Nehy-i An&#8217;il Münker&#8217;in Adabı &#8230;&#8230;. 356<br />
Mevki ve Makam Sahiplerinin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 361<br />
Ulül Emre İtaatin Adabı. &#8230;.. 364<br />
Kan Aldırmanın Adabı. &#8230;&#8230; 367<br />
İki Mü&#8217;min Kardeşin Aralarını Bulmanın Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 368<br />
Anaya ve Babaya İhsan Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 371<br />
Musa&#8217;nın (a.s.) Cennetteki Komşusu &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 374<br />
Kıssa-i Alkame &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 376<br />
Ana ve Babanın Ölümlerinden Sonra İhsan Etmenin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;. 378<br />
Ana ve Babanın Evlatlarına Muamelelerinin Adabı. &#8230;&#8230;. 380</p>
<p>Kocanın Karısına Karşı Muamelerinin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;.. 381<br />
Resülüllah (s.a.v.) Buyurdular ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 385<br />
Kadınların Kocalarına Olan Muamelerinin Adabı &#8230;&#8230;..  389<br />
Hikaye &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 391<br />
Sıla-ı Rahim Etmenin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 392<br />
Köle ve Cariyelerle Olan Adab &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 393<br />
Komşularla Olan Muamelerinin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;.. 399<br />
Mü&#8217;minin Elinde Bulunan Nimetlere Şükretmesinin Adabı&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;403<br />
Misafire İkram Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;405<br />
Davete İcabet Etmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 411<br />
Bir Musibet veya Belaya Sabretmenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 412<br />
Hastanın Dört Şeyden Çekinmesinin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. .416<br />
Çok Uyku Uyumanın Zararları. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 421<br />
Selam Vermenin Adabı &#8230;&#8230;. 428<br />
Peygamberlerin (a.s.) Hasretleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 431<br />
Beyaz Saçları Yolmak Mekruhtur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 432<br />
Tırnak Kesmek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 433<br />
Başın Bir Kısmını Traş Edip Bir Kısmını Bırakmak Mekruhtur &#8230;&#8230;. 434<br />
Saçı Siyaha Boyamak Mekruhtur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 435<br />
Sürme Sünnettir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 436<br />
Sefer ve Hazerde Lazım Olan Yedi Şey &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 437<br />
Kötü Huylar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 437<br />
Bir Eve Girerken İzin İstemenin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 439</p>
<p>Sağ ve Sol Eller ile Yapılması Sünnet Olan Şeyler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 440<br />
Yeme ve İçmenin Edebleri .. 441<br />
İslam&#8217;a Uygun Olmayan Davete Gidilmemelidir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 444<br />
Ev Sahibinin Misafire Yemek Yedirmesinin Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;.. 447<br />
Gusül Etmenin Şartı ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 450<br />
Yüzük ve Mühür Kullanmanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 452<br />
Demir ve Pirinçten Yapılan Yüzük Mekruhtur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 453<br />
Helaya ·Girerken Okunacak Dua &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 454<br />
Su ile İstinca &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 455<br />
Necasetin Yayılması. &#8230;&#8230;&#8230;. 456<br />
İstinca Nasıl Olur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 456<br />
Abdest Alırken Okunacak Dualar &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 458<br />
Giyinmenin Edeb ve Adabı …… 461<br />
Yatmanın Edeb ve Adabı. &#8230;. 464<br />
Eve Girmenin, Helal Kazanmanın Edeb ve Adabı 467<br />
Vahdet ve Uzlet &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 471<br />
Emr-i Bi&#8217;l-Ma&#8217;ruf ve Nehy-i An&#8217;il Münker &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 474<br />
Yoksulluğun Fazilet ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 476<br />
Resül-ü Ekrem (s.a.v.) Kudsi bir Hadiste Buyurdu ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 483<br />
Kabirde Sorulacak Sualler …… 486<br />
Dua Etmenin Fazileti ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 488<br />
Günahlardan Tövbe ve İstiğfar Etmek &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 490<br />
İçki ve Şarab İçmenin Zararları &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 503<br />
Zina ve Zina Edenlerden Bahsolunur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 505<br />
İslam&#8217;a Göre Göz Zinası Haramdır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 507</p>
<p>Bir Şeyhin Fahişe Kadını Yola Getirişi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.510<br />
Faiz ve Faiz Yiyenler Hakkında Tehditler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 511<br />
Allahu Teala Faiz Yiyenler Hakkında Şöyle Buyurmuştur &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 512<br />
Gıybet ve Gıybet Etmenin Günahı &#8230;&#8230;.. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 513<br />
Yalan Yemin Yalan Şahidlik ve Müslümanlarla Alay Etmek &#8230;&#8230;&#8230;.. 517<br />
Yalancı Şahitlik Yapanların Cezası Ağırdır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.518<br />
Müslümanlar Birbirleriyle Alay Etmesinler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 519<br />
Koğuculuk Yapmak ve Afetleri. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;520<br />
Koğuculuk Yapanları Allahu Teala Sevmez &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..522<br />
Ana Babaya Hizmet Etmenin Fazilet ve Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 524<br />
Ana Babanın Evladı Üzerindeki Hakları. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..527<br />
Ana Babayı Razı Etmenin Sevabı ve Razı Etmemenin Cezası. &#8230;&#8230;. 533<br />
Ana Babaya Öf Bile Dememelidir &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 534<br />
Kıssa-i Alkame &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 536<br />
Evladın Ana-Baba Üzerindeki :Hakları &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;537&#8242;<br />
Anne ve Babanın Evlatlarına İlim Öğretmeleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;540<br />
Kadınların Kocalarına Hizmet Etmeleri ve Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.542<br />
Kadınların Kocaları Üzerindeki Hakları. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;545<br />
Hazreti Ömer (r.a.) Efendimizin Sabrı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 547<br />
İslam&#8217;da Tesettür Örtünme ve Adabı. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 549<br />
Örtünmenin Farz Kılınışı. ..550</p>
<p>Kur&#8217;an Örtünmeyi Emrediyor &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 551<br />
Bakara Suresi&#8217;nde Allahu Teala Buyuruyor ki &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 552<br />
Örtünme ile İlgili Hadisi Şerifleri. &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 553<br />
Kadınların Konuşma Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 555<br />
Kadınların İslam&#8217;a Göre Giyinişleri &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 557<br />
Kadının Yabancı Erkeklere Ziynetini Göstermesi Haram Kılınmıştır &#8230;. 560<br />
Kadının Kokulanması. &#8230;&#8230;. 562<br />
Cimrilik ve Cömertlik &#8230;&#8230;.. 564<br />
Cimrilik Nefs-i Emmare&#8217;nin Sıfatlarından dır &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 571<br />
Sultan İbrahim Bin Ethem&#8217;in Menkıbesi &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. 573<br />
Fasıklardan Kaçınmanın Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 576<br />
Musa (a.s.)&#8217;nın Cenab-ı Hakk&#8217;ı Misafirliğe Davet Edişi.. &#8230;.. 578<br />
Nasihat &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 581<br />
Evliyalar Her Daimi Nefis ile Cihad Ederler &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.. 583<br />
Peygamber Efendimizin İsimlerini Okuma Edeb ve Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 590<br />
Fahri Alem Ahmedin &#8230;&#8230;&#8230;. 592<br />
Doksandokuz Esma&#8217;ül Hüsna , Esma&#8217;ül Hüsna&#8217;nın Okunması<br />
ve Manayı Şerifeleri &#8230;&#8230;&#8230;.. 594<br />
Sükut ve Sabretmenin Adabı &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230; 610<br />
Kitapların Te&#8217;lif Sebebi &#8230;&#8230;. 612<br />
Müellifin Basılan Eserleri. 619</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uşşâkî Meşayıhı Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin &#8220;Müslümanlıkta İbadet Ahlak ve Adab&#8221; kitabının içindekilerini aktardık .</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynak: Müslümanlıkta İbadet Ahlak ve Adab</p>
<p>Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
