Nefs-i Levvâme 1

Nefs-i Levvâme 1

Nefs-i Levvâme 1

 

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarındaki Nefsin mertebelerinden Levvâme’nin birinci kısmını yazacağız.

Sıfat-ı levvâmede olan insanlar:

Azizim, ma’lûm ola ki, sıfat-ı levvâme iki sınıf üzeredir. Bunlardan birincisi ehl-i ukbâ tâbir olunur. Alâmeti: Bunlar emr-i bil ma’rûfu mümkün olabildiği kadar yerine getirirler ve nehy-i anil münkerden sakınmağa çalışır, gayret ederler. Bazan suyu üfleyerek içerler ve sofuluğu kimseye vermezler. Bazen de öyle saçma sapan işler yaparlar ki, arkasından hemen pişman olarak tevbe ve istiğfar ederler. Fakat bunlarin fiil ve hareketleri emmârede olanlar gibi tamamen haram şeyler değildir. Yâni nefs-i emmârede bulunanlar gibi haram olan şeylerin hepsini yapmazlar. Bazılarından tevbe istiğfar ederek kurtulurlar. Bazlarını da tevbeden sonra dayanamayıp yine yaparlar.

Bu sıfatla muttasıf üç bölük kimse vardır. Bir bölüğü, ilmi ile âmil olmayan alimlerdir.

İkinci bölüğü, zamanında sofu adı verilen kimselerdir ki, bunlar sofuluğu kimseye vermezler. Ama ellerine fırsat geçince dayanamaz ve nehy olunan şeylerden haz aldıklarını işlerler. Sonra pişman olur, nefislerine levm ederek tevbe ve istiğfârda bulunurlar.

Üçüncü bölüğü, ehli dünya denilen kimselerdir ki, bunlar vaaz ve nasihat meclislerinde ağlayarak tevbe ve istiğfâr ederler. Sonra yine türlü türlü kotülükler işlerler. Fakat emmâredeki gibi, Cenâb-ı Hak’kın affı ile teselli bulamazlar. Bu sebeble, pişman olur ve nefislerine levm ederler. Fakat rûhu sultan henüz rûhu hayvana mağlûb olduğundan, vücud ülkesinde hükmü geçmez ve bu yüzden tevbelerinde sâbit olamazlar ve o ma’sıyeti tekrar işlerler.

Sıfat-ı levvâmenin ikinci sınıfına ” ehl-i dünya ” denilir. Bunlar da anlatılanlar gibi tevbelerinde sâbit olmazlar. Fakat bunların ma’sıyetleri onların fiilleri gibi değildir. Bunların içki içmek, kul hakkı yemek, rüşvet almak, yalan söylemek ve buna benzer fiil ve günahları işlemeleri bir sebebe bağldır. Meselâ; içki meclisinde bulunsalar, orada bulunanların hatırlarını kırmamak için o fiili işlerler. Geçimleri uygun olmadığından rüşvet alırlar. ” Yalan söylemedikçe alış veriş olmaz ” diye yalan söylerler. Veya “meclisde bulunanlar gülsünler ” diye mâlâyânî konuşurlar. Sözün kısası, zâhirí bir sebeple o çirkin fiilleri işlerler. Fakat, ehl-i tarîkdan bir kimse bir mürşid-i kâmilin  elini tutunca, mürşidi ile bütün haramlardan sakınacağına ve bütün farzları yerine getireceğine dair sözleşmiş, üstelik mürşidi kendisine bir miktar zikir ve fikir de vermiştir.  O sâlik levvâmede ise mürşidinin himmetiyle ehl-i dünya ve ehl-i ukbâ gibi zâhiri sebeplerle herhangi bir ma’sıyyeti işleyemez. İşlese bile sebepsiz olarak işler. Yâni, bir sözü daha geniş anlatabilmek  için yalan karıştırır veya söz arasında birisini çekiştirir. Bu ve buna benzer fiilleri ve ezâ ile ilgili kõtü hareketleri hep sebepsiz yapar. Yâni istemeyerek ma’siyette bulunur.

Bunlardan başka, kalp ile ilgili kin , hased, kibir ve  buna benzer kötü huyların hepsi kendilerinde bulunur. Bunları defedebilmek için nefislerini kınarlar, ağlayıp  sızlarlar. Bunlar da ehl-i ukbâ gibi tevbelerinde  sebat etmeyerek , sonradan yine işlerler. Şu farkla ki, artık kötü fiillerden kurtulmuşlardır . Ehl-i dünya ve ehli ukbâ gibi, kötü hareketleri istemiyerek işleseler bile derhal o kötü hallerinden tevbe istiğfår ederler.

Bunun ilâcı ve tedavisi (yâni sifatı levvâmeden sıfat-ı mülhimeye geçilmesi) rabıtaya devam etmekle olur. Sıfat-ı levvâmede olan kimseler için bu şarttır. Yani her gezip oturdugu yerde, şeyhine müteveccih olarak sanki şeyhinin huzurunda oturuyormuş ve onun elinden tutuyormuş veya şeyhinin hırkası altında bulunuyormuş gibi, bu şekil düşüncelerin hangisi kendisine kolay gelirse, ona devam etmeli ve hiçbir yerde şeyhini aklından, hayalinden çıkarmayarak rabıtaya gayret ve dikkat etmelidir. Bir kimsede kusur görünce o kusuru kendisinde görmeli ve kendi kendisine:

Ey nefis! İnsan insanın aynasıdır. Eger bu kusur bende olmasaydı, bu kimsede görmezdim. Kendi halimi bu zâtın aynasında gördüm. Bu hal benim halimdir. Ey nefis! Haksız yere ona isnad ediyorsun… Diyerek nefsini azarlamalı, suçlamalı ve mağfiret istemelidir.

Demelidir ki;
– Yâ Rabbi, kalbimde bu küstahlığın vâki olduğunu biliyorsun. Sen bütün sırları ve gizli şeyleri bilicisin Cümlemizi ve mümin kullarını af ve mağfiret buyur. Güzel ahlâk ile sıfatlandır.

Niyâz ile Hak’tan korkmalı ; kötü ahlâkı değişinceye kadar Hak’ka duâ ve niyâzda bulunmalıdır. Böylelikle birer birer bütün kötü huylarından kurtulur ve iyi huy sahibi olur . Bir daha kötü huylar kendisinden zuhûr etmezse, anlaşılır ki, sıfat-ı mülhime kendisine hâl olmuştur.

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin Nefsin mertebelerinden Levvâme’nin birinci kısmını aktarmaya çalıştık .

Kaynaklar :

1- Sıddık Naci Eren hz Allah’a ve Resulüne En Yakın Yol s.402-404
2- Sıddık Naci Eren hz Tarikatların İç Yüzü  syf.36-39

3- Sıddık Naci Eren hz Ey gönül Var Allah’a Kulluk Eyle s.207-209

Foto :

Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581