Nefis ve Ruhu Sultan

Nefis ve Ruhu Sultan

Nefis ve Ruh-u Sultan ne demektir ?

 

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarındaki Nefsi açıklarken kullandığı tabirlerden Ruhu Sultan’ı yazacağız.

Azizine malum olsun ki, mürşidinden inabe alan (Günahları terk ile Hak’ka dönülen. Hak’ka tâbi bir mürşide bağlanan. ) sâlik, henüz anasından doğmuş bir çocuk gibidir. Kendisi her ne kadar yaşlı ve ihtiyar olsa da sülûkun başlangıcında bulunduğundan ve kendisini mürşide teslim ederek, didâra talib olduğundan, henüz dünyaya gelen masum hükmündedir .

Ve teslim olduğu zâtın manevi evladıdır . Sülûk esnasında çocuğun gittikçe büyüdügü gibi o da büyür. Fakat onun büyüyüp gelişmesi, çocuk gibi zâhir değildir. Bu ancak batında, mürşidinin himmetiyle ve ilahi feyizle sülûk ederek olur ki, ehline malûmdur. Sülûkunu tekmil ederek fatihası çekilinceye kadar, çocuk gibi onun tarikatte zuhur edecek kusurlarına bakmazlar ve affederler. Kendisine, tecelli ihsan olunarak sülûkunu tekmil ettiği zaman, sâlik erginlik çağına ermiş ve kendisine bütün hükümlerle hükmolunmuş kimse gibi olduğundan artık tarikatte zerre kadar kusur etse, o kusuru derhal amel defterine yazılır.

O kimse, sülûkunu tekmil ettikten sonra, ehlûllah derecesine henüz ayak basar ki, sâlik o zaman tarikatte erginlik çağına ermiş, fakat hakikatte, henüz dünyaya gelmiş masum gibidir. Yani o kimseden tarikatte kusur zuhur ederse, sorumludur. Fakat, hakikatte kusur zuhur ederse sorumlu değildir

Çünkü, velayete ayak basmadığından Hakikatte masumdur. Sâlik henüz ehlûllah mertebesindedir ki, Allahü Teâlaya yakınlaşmış ve Fenâ-Fillâh, Beka-Billah sırlarına âşinâ olmuştur. Nefsi Emmâre, Levvâme veya Mülhime’de bulunduğundan çocuk hükmündedir. Hakikatte olan kusurundan sorumlu sayılmaz.

Zira Nefsi Levvâme veya Mülhimede iken, rûh-u hayvanı henüz Rûh-u sultaniye teslim olmamıştir. Her zaman ve her nefesinde; Nefis rûh-u sultani ile mücahede ( nefsi zorluklarla yormak ve onun arzu ve isteklerine karşı çıkmak) ve muharebe ederler. Bazen rûh-i sultani galip gelir ve murakabesinde Tecelli-i Nûr, Tecelli-i-Ef âl ve Tecelli-i-sıfat gibi tecelliler ihsan olunur. Bazan da, nefsi rûh-u sultaniye galip gelir. Ve bu gibi tecelliler zuhur etmedikten başka, o kimseden hakikat kusurları da zuhur eder, ki işte bu gibi kusurlar affolunur .

Fakat bu halde iken tarikat bakımından kusur ederse yine sorumlu olur. Çünkü hakikatte kusur denilen şeyler tarikatte hiç bir sey değildir. Tarikatte kusur deniler șeyler de şeriatte sakıncasız kabilindendir. Lâkin Şeriatte küçük günahlardan (mubahlar içinde istenmeyen) sayılan hususlar, tarikatte kebâir dedigimiz büyük günahlardan ( tarikat kurallarına aykırı olan ve yasaklanan) sayılır. Tarikatte, kebâir olanlar da, hakikatte küfür (hakikat esaslarını inkar etmek) sayılır.

Bu sebeple, hakikatte haram (yasaklanmış fiiller) olan șeyler, tarikatte mubahtır. Böyle bir şey o kimseden zuhur etse, bağışlanır, sorumlu değildir.

Nefisleri, Levvâme veya Mülhimede iken Tekmili Tarik ederek, Ehlullah zümresine dahil olsalar bile, kendilerinde velayet kıdemi yoktur. Zira velayet nefs-i mutmainneye mahsustur. Ehlullah Nefsi mutmainneye ayak basmadıkça velayete ulaşamaz. Bunun için, Nefsi Mutmainneye ayak basmayan Ehlullah, hakikat yönünden çocuk sayılır. Şeriatten ve tarikatten mes’ul fakat hakikatten masum olur. Velayet kıdemi kendisine ihsan olunmadığından hakikatta ne kadar kusuru olsa hepsi affolunur. Dediğimiz gibi nefisleri henüz Mutmainneye ulaşamamıştır.

Ehlullah Mutmainneye varmadıkça kalbi mutmain olamaz. Çoğu zaman, tereddütlerden ve iç kuruntularından kurtulamaz.

Ma’kamı mutmainneyi bulmadan velâyete ayak basılmasının sebebi budur. Veli demek, Cenâb-ı Hak tarafindan Faili Muhtar demektir.

(Benim âşık ve sâdık kullarıma, seni veli nasbeyledim ( tayin ettim) . Sana vâsıl olan kullarımı, ihsân ettiğim tarikatten sülûk ettirsek, ben Azim-ül Bürhana ulaștır.) emrini almaktır.

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin Nefsi açıklarken kullandığı tabirlerden ruhu Sultan’ı aktarmaya çalıştık .

Kaynaklar :

1- Sıddık Naci Eren hz Kalplerin Anahtarı s.351- 353

 

Foto :

Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581