Nefsi Levvame 3

Nefsi Levvame 3

Nefs-i Levvâme 3

 

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarındaki Nefsin mertebelerinden Levvâme’nin üçüncü kısmını yazacağız.

Sıfat-ı levvâmede olan insanlar:
Azizim, ma’lûm ola ki, sıfat-ı levvâme iki sınıf üzeredir.
1.sınıf Ehli Ukba (ahiret)
Bunlardan birincisine ehl-i ukbâ tâbir olunur Alâmeti: Bunlar emr-i bil ma’rûfu mümkün olabildiği kadar yerine getirirler ve nehy-i anil münkerden sakınmağa çalışır, gayret ederler. Bazen suyu üfleyerek içerler ve sofuluğu kimseye vermezler. Bazan da öyle saçma sapan işler yaparlar ki, arkasından hemen pişman olarak tevbe ve istiğfar ederler. Fakat bunlarin fiil ve hareketleri emmârede olanlar gibi tamamen haram şeyler değildir. Yâni nefs-i emmârede bulunanlar gibi haram olan şeylerin hepsini yapmazlar. Bazılarından tevbe istiğfar ederek kurtulurlar. Bazılarını da tevbeden sonra dayanamayıp yine yaparlar.
Bu sıfatla muttasıf üç bölük kimse vardır.
Birinci bölüğü, ilmi ile âmil olmayan alimlerdir.
 İkinci bölüğü, zamanında sofu adı verilen kimselerdir ki, bunlar sofuluğu kimseye vermezler. Ama ellerine fırsat geçince dayanamaz ve nehy olunan şeylerder hazlarını islerler. Sonra pişman olur, nefislerine levm aderek tevbe ve istiğfârda bulunurlar.
Üçüncü bölüğü, ehli dünya denilen kimselerdir ki, bunlar vaaz ve nasihat meclislerinde ağlayarak tevbe ve istiğfâr ederler. Sonra yine türlü türlü kotülükler işlerler. Fakat emmâredeki gibi, Cenâb-ı Hakkn affı ile teselli bulamazlar. Bu sebeble, pisman olur ve nefislerine levm ederler. Fakat rûhu sultan henüz rûhu hayvana mağlûb olduğundan, vücud ülkesinde hükmü geçmez ve bu yüzden tevbelerinde sâbit olamazlar ve o ma’sıyeti tekrar işlerler.
Bunların içki içmek, kul hakkı yemek, rüşvet almak, yalan söylemek ve buna benzer fiil ve günahları işlemeleri bir sebebe bağlıdır. Meselâ; içki meclisinde bulunsalar, orada bulunanların hatırlarını kırmamak için o fiili işlerler. Geçimleri uygun olmadığından rüşvet alırlar. ” Yalan söylemedikçe alış veriş olmaz ” diye yalan söylerler. Veya “meclisde bulunanlar gülsünler ” diye mâlâyânî konuşurlar. Sözün kısası, zâhirí bir sebeple o çirkin fiilleri işlerler.
2.sınıf Ehli Tarikat
Sıfat-ı levvâmenin ikinci sınıfına ” ehl-i tarikat ” denilir. Bunlar da anlatılanlar gibi tevbelerine sâbit olmazlar. Fakat bunların ma’sıyetleri onların fiilleri gibi değildir (günahları eylem değil, haldir,tavırdır, davranıştır) .  Fakat, ehl-i tarîkdan bir kimse bir mürşid-i kâmilin  elini tutunca, mürşidi ile bütün haramlardan sakınacağına ve bütün farzları yerine getireceğine dair sözleşmiş, üstelik mürşidi kendisine bir miktar zikir ve fikir  de vermiştir.  O sâlik levvâmede ise mürşidinin himmetiyle ehl-i dünya ve ehl-i ukbâ gibi zâhiri sebeplerle herhangi bir ma’sıyyeti işleyemez. İşlese bile sebepsiz olarak işler. Yâni, bir sözü daha geniş anlatabilmek  için yalan karıştırır veya söz arasında birisini çekiştirir. Bu ve buna benzer (duyu organlarıyla yapılan günahları) fiilleri ve ezâ ile ilgili kötü hareketleri  hep sebepsiz olur. Yâni istemeyerek ma’siyette bulunur.
Bunlardan başka, kalp ile ilgili kin , haset, kibir  ve  buna benzer kötü huyların hepsi kendilerinde bulunur. Bunları defedebilmek için nefislerini kınarlar, ağlayıp  sızlarlar. Bunlar da ehli ukbâ gibi tövbelerinde  sebat etmeyerek, sonradan yine işlerler. Şu farkla ki,  artık kötü fiillerden kurtulmuşlardır . Ehli dünya ve ehli ukbâ gibi, kötü hareketleri istemeyerek işleseler bile derhal o kötü hallerinden tövbe istiğfar ederler.
Bunun ilâcı ve tedavisi (yâni sifatı levvâmeden sıfat-ı mülhimeye geçilmesi) rabıtaya devam etmekle olur. Sifat-ı levvâmede olan kimseler için bu şarttır. Yani her gezip oturduğu yerde, şeyhine müteveccih olarak  sanki şeyhinin huzurunda oturuyormuş ve onun elinden tutuyormuş   veya şeyhinin hırkası altında bulunuyormuş gibi, bu şekil düşüncelerin hangisi kendisine kolay gelirse, ona devam etmeli ve hiçbir yerde şeyhini aklından, hayalinden çıkarmayarak rabıtaya gayret ve dikkat etmelidir. Bir kimsede kusur görünce o kusuru kendisinde görmeli ve kendi kendisine:
Ey nefis! İnsan insanın aynasıdır. Eger bu kusur bende olmasaydı, bu kimsede görmezdim. Kendi halimi bu zâtın aynasında gördüm. Bu hal benim halimdir. Ey nefis! Haksız yere ona isnad ediyorsun… Diyerek nefsini azarlamalı, suclamalı ve mağfiret istemelidir.
 Demelidir ki;
– Yâ Rabbi, kalbimde bu küstahlığın vâki olduğunu biliyorsun. Sen bütün sırları ve gizli şeyleri bilicisin Cümlemizi ve mümin kullarını af ve mağfiret buyur. Güzel ahlâk ile sıfatlandır.
 Niyâz ile Hak’tan korkmalı kötü ahlâkı değişinceye kadar Hak’ka duâ ve niyâzda bulunmalıdır. Böylelikle birer birer bütün kötü huylarından kurtulmuş ve iyi huy sahibi olmuş bulunur. Bir daha kötü huylar kendisinden zuhûr etmezse, anlaşılır ki, sıfat-ı mülhime kendisine hâl olmuştur.

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin Nefsin mertebelerinden Levvâme’nin üçüncü kısmını aktarmaya çalıştık .

Kaynaklar :

1- Sıddık Naci Eren hz Allah’a ve Resulüne EN YAKIN YOL s.402-404

2- Sıddık Naci Eren hz Tarikatların İç Yüzü  s.36-39

3- Sıddık Naci Eren hz Ey gönül Var Allah’a Kulluk Eyle s.207-209

Foto :

Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581