Emmâre’den Sâfiyye’ye Kadar Nefis ile Rûh-u Sultan’ın Asılları, Mertebeleri ve Tecellileri Nelerdir?

Emmâre’den Sâfiyye’ye Kadar Nefis ile Rûh-u Sultan’ın Asılları, Mertebeleri ve Tecellileri Nelerdir?

 

Emmâre’den Sâfiyye’ye Kadar Nefis ile Rûh-u Sultan’ın Asılları, Mertebeleri ve Tecellileri Nelerdir?

 

 

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarından Emmâre’den Sâfiyye’ye Kadar Nefis ile Rûh-u Sultan’ın Asılları, Mertebeleri ve Tecellilerinin Neler olduĝunu yazacağız.

Nefs-i Emmâre: Azizim; malûm ola ki nefsin mertebesi evvelâ Emmâredir ki, vahşi hayvan gibi, belki daha da kötüdür, zirâ, o kimsenin ruh-u sultaniyye’si Nefs-i imansız gider ve Cehennemde yerleşirler. Bazıları da imanla son bulur. Cezaya ve azaba müstehak olurlar.

Nefs-i-Emmâre, bütün kâfirlerin, münafıkların ve fâsıkların nefisleridir ki, buna rûh-u hayvaniyye adı verilmiştir. Bu kimselerin ruh-u hayvanileri, rûh-u sultanilerini büsbütün esir etmiştir. Onun için, çoğu imansız giderler. Bu gibi hallerden Allahü Teâlâ’ ya sığınırız.

Âdem oğlunda iki rûh vardır, Birisine rûh-u hayvaniye tâbir olunur ki. O, Cenab-ı Hakk’ın Celal sıfatının tecellisidir. Diğerine de Rûh-u Sultaniyye adı verilmiştir ki, o da Cenab- Hak’kın Cemâl sıfatının tecellisidir.

Beden ikliminde, bu iki pâdişâhın birer veziri ile birer şeyh-ül islamları vardır ve onlar ile vücud ikliminde tedbir ve tasarruf ederler.
Ruhu hayvaniyye’nin veziri Akl-ı meaş (Geçim aklı) ve bağlı bulunduğu yer şeytandır, onlarla istişare eder. Ruh-u Sultaniyye’nin de veziri Akl-ı Me’ad ( Ahiret aklı) ve şeyh-ül İslâm’ı melektir. Onlarla istişare eder.

Rûh-u hayvaniyye’nin zevki, yiyip içmek, giyinip kuşanmaktır. Yani zahirde insana zevk ve lezzet verecek ne kadar şey varsa onların hepsinden sefa ve kuvvet bularak rûh-u sultana galip gelir.

Rûh-u sultaniyye’nin de zevki, zikir ve fikir, ibadet ve tâat ve Allahu Teâlâ’nın emirlerine uymak, nehiylerinden sakınmaktır. Yâni, bâtında insana ve ruha zevk ve lezzet veren rûhâni sefayla ve Allahü Teâlâ’nin emirlerine boyun eğerek, rûh-u hayvana galip gelir. Sözün kısası, rûh-u hayvana galip olması Alahū Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmekle olur.

Bu iki rûh, tarif ve tavsif edilen şekilde, vücud ülkesinde hükümet kurar ve hükmederler. Birinin sifatı, diğerine aykırı, tamamen başka ve büsbütün zıt olduğundan, daima muharebe ve mücadele ederler. Rûh-u hayvaniyye’nin aslı, sıfatı Emmâredir ki ona Nefis adı verilir. Bu sıfat, Cenâb-ı Hak’kın Celâl sıfatına mazhar olduğundan, daima Hak’kın rızası olmayan șeylerden lezzet ve kuvvet bulur. Rûh-u sultaniyye’nin aslı sıfat-ı sâfiyye’dir ki, ona sıfatı insan adı verilir. Bu sıfat Cenab-ı Hak’kın Cemal sıfatına mazhar olduğundan, daima Cenâb-ı Hakk’ın rızâsında olup bir adım ayrılmak istemez. Bu sebeple, birbirlerine zıt olur ve vücud ülkesinde muharebe ederler.

Bu sebeple, ilk olarak ele alacağımız Nefs-i-Emmâre sahipleridir ki, onlar dünya ehli olup masiyet karanlıklarında, kalpleri kararmıştır. Onlara nasihat kâr etmediğinden sonunda imansız giderler.

Tarikat hlinden Nefs-i Emmârede bulunanlar, zikirden ve fikirden asla lezzet bulmazlar. her ân ve her nefes iç darlığından kurtulamazlar. Fiillerinin çoğu nehyedilen șeyler olur. Kürsü dibinde ağlarlar. Köçek önünde oynarlar. Kendilerinden zuhur eden mâsiyyet, kendilerine hoș görünür ve iyi gelir. Bu yüzden bir türlü tövbekar olmazlar ve istiğfarda bulunamazlar. Bir kimse kendilerine: Sende çirkin ve kötü huylar var. Tövbe ve istiğfar et, dese ona düşman olurlar.

Zikirlerinde ve fikirlerinde asla sebat olmaz. Bazen devamlı olarak çalışır bazen de kendilerini büsbütün arzu ve heveslerine kaptırıp giderler. Bazan da Ehlullah himmetiyle kendilerine pişmanlık gelir, kötü fiillerine tövbe ve istiğfar ederler. Kendilerini her seyden alçak gorerek (El Aman) demeğe başlarlar.

Eğer Nefs-i Emmâre’de olan sâlik, mürşid-i kamil elinde olursa onun kudsi kuvvetinin bereketiyle kısa zamanda Nefs-i le vâmeye tebdil olabilirler. Mürşidi noksan olursa o hal ile kalmalarından ve büyük tehlikelere düşmelerinden korkulur.
Sözün kısası Nefs-i Emmârede olan sâlike hic bir şekilde vuslat nasip olmaz. Hatta imansız gitmesinden bile korkulur.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz  :
Nefsi bilmek Rabbi bilmektir; Ol Resûl (Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu) buyurur.
Hakikatta nefis birdir, sıfatları yedidir.

Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarında Emmâre’den Sâfiyye’ye Kadar Nefis ile Rûh-u Sultan’ın Asılları, Mertebeleri ve Tecellilerinin Neler olduĝunu aktarmaya çalıştık .

Kaynaklar :

1- Sıddık Naci Eren hz Kalplerin Anahtarı s.354 – 356

 

Foto :

Kitap temini : Şelale Yayıncılık  / 0 216 420 9581