Fakr
Fakr
Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin kitaplarında anlattığı kavramlardan biri de ” Fakr ” dır.
Fakirlik nedir? diye sordular: ‘Fakir: Allahu Tteālā’dan baska herkesden mustagni (uzak, beri) olan ve ancak Allahů Teâlâ’ya muhtaç olup, herşeyi ondan bekleyen kimsedir” cevabını verdi. (1)Resûl-i Ekrem s.a.v. de: “Fakirlik benim iftiharımdır ve ben onunla övünürüm yani diğerlerine karşı benim üstünlüğüm, yoksulluğum iledir. Zira Allah katında sabreden yoksullar, şükreden zenginlerden daha sevimlidirler.” (2)
Fakr, kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Cüneydi Bağdadi hz. de fakrı öyle tarif etmiştir: “Fakr, senin hiçbir şeye, hiçbir şeyin de sana malik olmamasıdır.”İbrahim Kassar hz. “Fakr öyle bir libas ve vasıftır ki, kendinde bu vasfı gerçekleştiren rıza derecesine erer.” Ebu Hafs Haddad: “Bir kimse almaktan çok vermeyi arzu etmedikçe sıhhatli bir fakr anlayışına ulaşamaz” demektedir. Ibni Hafif hz. Kötü huyları bırakıp iyi huy edinmeyi fakr saymıştır. (3)
Sûfilere göre ma’nen fakīr olan, beşerî sıfâtlardan sıyrılmış olan ve kendini bir
şeye mâlik görmeyen kimsedir. Böyle bir kimse, kendisini ubûdiyet makamında sürekli Hakk’a karşı fakr ve acziyet içinde bilir ve sürekli bir niyaz halinde olur. Bu tür kimseler hadsiz mal, mülk ve mansıba sâhib olsalar bile hiçbirine gönül bağlamazlar. Sâhib oldukları mülkün-makamın vs.’nin kulu olmazlar. Aksine bunları kendilerine kul ederler. (4)
Sofiyye ıstılahatında fakr, mevhum olan varlıktan kurtulmak, fenâfi’llâh’a mazhar olmak yerinde kullanılan bir tabirdir . “Tasavvufta fakr, bildiğimiz
yoksulluk değildir, mânevî yokluktur. Mevhum ve nazarî olan varlığı terkeden, ef’âl, sıfât ve zâtını Hak’ta fâni kılan kimse hakikî fakr’a erişmiş ve “fakr tamamlanınca Allah kalır.” Meâlindeki fahredilecek fakr’a erişmiş olur. ( 5)
Abdurrahman Sami Niyazi hz. divanında
Fakr ehli kanâatle azade-i mihnettir,
Izzetle gınasında şahanedir alemde.
Fakr ile fahr eyleyen mahv eyleyup zill-i vucud,
Dû cihandan kenz-i la yefna bulup oldu ferağ. (6)
Selahaddin Uşşaki hz. divaninda da fakr kavramını kullanır. Fakr kişinin Allah karşısında olan aciziliğini idrak etmesi demektir. İnsanın sahip olduğu her şey sınırlıdır. Gücü, aklı ve kabiliyetleri belli bir sınırdan ileriye gidemeyen insan, aslında hiçbir şeye sahip olmadığını, sahip olduğu şeylerin asıl sahibinin Allah olduğunu fark ettiğinde fakr mertebesine erişebilir. Hz.
Muhammed’in “el-fakru fahri” (fakirlik övüncümdür) hadisi çerçevesinde fakirlik, sufiler tarafından seçilmesi gereken bir yol olarak addedilmiş ve övülmüştür. Salâhaddîn-i Uşşâkî’ye göre, Allah yolunda fakr ve zillet seçilmelidir (K.9-15). Fakr ateşi gönül için sudur (Mur.1-5). Kulluk saltanattır, fakirlik övünç sebebidir (G.1-2). İnsan varlık kıyafetinden soyunmalı, tecrit yoluna ayak badmak ve taçtan S.114 kemerden geçerek fakr vadisine gitmelidir (G.17-5). İnsan varlığını reddederse tam fakra ulaşır ve Allah’ı bulur (G.20-6). Şeyhlerin gönlü her ne kadar fakirlik ve zilletten mahzun olsa da, Hz. Muhammed’in lütuf bakışıyla mesut olurlar (G.22-5). Allah yolunun fakrında ve fenasında ayak toprağı olmaktan bir şey olmaz, çünkü o
yolun tozu saadet tacının cevheridir (G.40-2). Zillet kalbe lezzet vereli izzetin ta kendisi olmuştur, şairin fakrı seçmesi zorunluluktan değil Allah’ın yardımıyla fakrı istemesindendir (G.66-3). Şaşalı elbiseler altın kemer dünya övüncü ise, şairin fakr elbisesi de onun övünç kıyafetidir:
Libas-ı fahir u zerrìn kemer fahr-ı cihan ise
Benim de came-i fahrım libas-ı iftiharımdır (G.66-4)
Kıymetli taşlarla süslü taç, şahların başında olur, şaire göre kendisinin hakir
fakr kellesi ona şahane yaraşır (G.68-1). İnsanın fani dünya nimetlerine
bağlanmaması gerekir, şair fakr ile övünerek memnun olmuştur (G.126-6). İnsanın fena denizine erişip varlığından elini yıkaması gerekir; insan, fakr yoluna basmalı ve kendine bir rehber bulmalıdır (G.138-4). Fenada fakr ile viran olanlar, bekada fahr ile sultan olur:
Fenâda fakr ile vìran olanlar
Bekada fahr ile sultan olaydı
(G.149-2).
(7 )
Uşşâkî meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin sohbetlerindeki bir terimi anlamaya çalıştık .
Kaynaklar :
-
Sıddık Naci Eren ef. Yüce Veliler ve Anadolu Evliyaları s.349 Hallacı Mansur ksa kısmı
- Sıddık Naci Eren ef. Evliya’ya Muhabbet Safadır s.310 – 311
- Mahmud Sami RAMAZANOĞLU
Altınoluk Dergisi, 1994 – Mayis, Sayı: 099, Sayfa: 033 - RİFÂİYYENİN PÎRİ SEYYiD AHMET ER-RİFÂÎDE FAKR VE PRATİK TEZÂHÜRÜ FÜTÜVVET * Abdullah ÇAKIR”
- Yesevî’nin Fakr-nâmesi prof. Kemal Erarslan
- Abdurrahman Sami Niyazi hz. divanı s.54, 66
- SALÂHADDÎN-İ UŞŞÂKÎ’NİN TÜRKÇE DİVANI VE İNCELEMESİ Bedriye Gülay AÇAR Tez Danışmanı Yard. Doç. Dr. Cemal Aksu s.115
Foto :
Kitap temini : Şelale Yayıncılık / 0 216 420 9581