Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Şekil ve Şemâili
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Şekil ve Şemâili
Uşşâkî Meşayıhından Sıddîk Nâci Eren Efendi’nin Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in Şekil ve Şemâili hakkında yazdıklarından bir bölümü :
PEYGAMBER (s.a.v.) EFENDİMİZ’İN ŞEKİL ve SEMÂİLİ
Hazret-i Muhammed (aleyhisselâm) yaradılışça ve ahlâkça bütün insanların en güzeli ve en mükemmeli idi. Allah, O’nu övmüş de yaratmış, her şeyini güzel yapmış, mübarek cismi güzel, her azası tam ve mütenasip endamı, gayet lâtif ne kısa ne uzun boylu, gayet biçimli idi. Alnı, göğsü ve iki omuzlarının arası, avuçları geniş ve gümüş gibi saf idi. Omuzlan, pazuları ve baldırları iri ve kalın, bilekleri uzun, parmakları kalınca idi. Mübarek karnı göğsüyle beraber olup şişman değil idi. Ayaklarının alt çukur olup düz değildi. Ne zayıf ne semiz belki ikisi ortası ve sıkı etli idi
Mübarek cildi ipekten yumuşak idi. Kemâli itidal üzere büyük başlı, hilâl kaşlı, çekme burunlu, az değirmi çehreli ve söbüce (oval) yüzlü idi. Şişman yüzlü ve yumru yanaklı değil idi. Kirpikleri uzun, gözleri kara, güzel ve büyükçe idi. İki kaşının arası açık fakat kaşlar birbirine pek yakın idi. İki kaşının arasında bir damar var idi ki, öfkelendiği zaman kabarık görünürdü
Rengi ne kireç gibi ak, ne de kara yağız gibi idi. Belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail beyaz, nûranî ve berrak idi. Mübarek yüzünde nur parıl parıl parlardı. O’nun yüzü en sevimli, en cazip ve en güzel yüz idi. Dişleri inci gibi sık, lâtif parlak olup, söyler iken ön dişlerinden nur saçılır, gülerken ağzı bir lâtif şimşek gibi ziyalar saçarak açılırdı .
Saçları ne pek kıvrık ne pek düz idi. Saçlarını uzattığı vakit kulaklarının memelerini ( yumuşağını, gecer ve omuz<span;>ları üzerine dökülürdü. Her vakit saçını sakalını tarar ve güzel kokular sürünürdü. Sakalı sık ve tam idi, uzun değil idi. Bir tutamdan ziyadesini alır idi. Dünyadan âhirete göç ettiği ve Mevlâ’sına kavuştuğu zaman saç ve sakalı henüz ağarmaya baslamıştı. Başında biraz, sakalında yirmi kadar beyaz kıl vardı.
Bedeni nazif (temiz). kokusu lâtif idi. Koku sürünsün sürünmesin, teni ve teri en güzel kokulardan alâ kokar ve ter damlaları, yüzünden bir inci gibi dökülürdü. Bir kimse 0’nun güzel kokusunu alsa diğer kimseler arasında belli olurdu. Doğduğu vakit temiz ve pak idi. Bazı rivayete göre sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuştur.
Hisleri fevkalâde kuvvetli idi. Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü. Öndekileri nasıl görürse arkadakileri de öyle görürdü. Işıkta gördüğü gibi karanlıkta da görür idi. Süreyyada bulunan yildızlardan on bir tanesini sayardı. Akıl, zekâ ve iradesi herkesten üstün idi. Her harekâtı mutedil, yani orta idi. Bir yere giderken acele ve telaş ile gitmez, sağa ve sola eğilmeyip gayet temkin ile dosdoğru yoluna giderdi. Fakat sürat ve kolaylıkla yürürdü. Lâkin yanında gidenler hızla yürüdükleri halde geri kalırlar ve O’na yetişemezlerdi. Biraz onüne mâildi. (Șemaili Serife Tirmizî)
Efendimiz yürürken sanki yüksek bir yerden inermiş gibi kuvvetle basar, neșeli yürür, sağa sola bakmazdı. $ayet bir tarafa iltifat (yüz çevirme) icap ederse, yalnız başını çevirmeyip bütün gövdesi ile dönerlerdi. Yürümelerinde ne fevkalâde sürat ve tembelliğe delâlet ettiği görülür ne de kibrü azamet verecek hâl ve hareket bulunurdu. İnsanlar başkalarında bulunmayan hasletlerle Cenâb-ı Hakk’ın Efendimiz’i tahsis edip temizliği șeriat ve huyları yaradılışında ikmal eylediğine ittifak ederlerdi
Hz. Enes Resulü Ekrem’in kokusundan daha güzel ne misk, amber ne de baska sey kokladım. Sevgili Peygamberimiz’in mübarek tenleri ve terleri ıtırların kokusundaki gibi olduğundan firsat bulanlar siselere koymayı ganimet bilirlerdi. Rahiyá-ı șerifleri hiçbir kokuya uymadiğından geçtiği yollar misk gibi kokularla dolar ve tüter, Resûlullah’ın teşrifi derhal malûm olunurdu.
Kazayı hacet edeceği zaman da sahrada mucize olarak ağaçlar, taşlar etrafını kaplar ve Efendimizi kimse göremezdi. Beşeriyet iktizası önden ve arkadan çıkan toprak yarılıp içine alırdı. Yoklayanlar yalnız (taharet) istinca taşların bulup kıymetli cevherler gibi saklarlardı.
Güzel kokularının, cumaları mescid ahalisinin yanlarında götürdüğü ıtırlarına galip olduğunu söylerlerdi. Teberrük kasdı ile Efendimizin hacamat kanını içtiğinde Abdullah bin Zübeyr Hazretleri’ne sorulduğunda tadı bal, kokusu misk ezfer gibi olduğunu söylerdi.
Efendimiz’in akıl ve idrakinin, göz ve kulak nimetlerinin kuvvetinin, bir kavim içinde doğup da nasıl bir yol açtığını okuyup yazmadan ne metin bir şeriat yaptığını, hüsnü tedbirle siyâseti diniyye ve dünyeviyyesini göz önüne getiren bir insan, O’nun aklının yüksekliğinden, fehminin (anlayışının) süratinden asla şüphe edemezdi.
Peygamberimiz’in insanların en akıllısı, rey ve tedbirde en kâmili olduğuna, nazil olan (gökten inen) ilâhî kitapların hepsi şahadet etmektedir.
Tabiîn hazeratının büyüklerinden Vehb bin Münebbih hazretleri; “Kitabullah’dan bir hayli kitap okudum, hepsinde buldum ki, dünyanın ihtidasından intihasına kadar Cenâb-ı Hakk’ın umum insanlara vermiş olduğu akıl ve fehmi Resûlullah’a verdiği akıl yanında bütün dünyanın kumlarından bir kum tanesi gibidir.” buyurmuştur.
Peygamberimiz, cemaate hitaben: “Saflarnızı sık ve düz tutunuz. Zira Hicaz koyunları gibi aralarızda şeytan dolaştığını görüyorum” buyurdu.
Efendimizin melâike ve şeytanları gördüğüne dair haberler muteber kitaplarda yazılmaktadır.
Kaynaklar :
1- Sıddık Naci Eren efendi Gönül Kabesini Pak Eyle Syf. 10-12